ABD’nin ilk vergisini Osmanli;ya gitti

Coğrafî olarak uzakta bulunmasına rağmen ilişkilerimizin çok yoğun biçimde yaşandığı bir ülke ABD. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan çizgide, zaman aralığının da geniş olmasının etkisiyle dalgalı bir seyir izleyen münasebetlerde, doğaldır ki tansiyonun yükseldiği pek çok olay var.ABD’nin ilk vergisi Osmanlı’ya Osmanlı Sultanı IV. Mehmet, 1656 yılında İngiliz Amerikan Sömürge Yönetimi’nin ricası üzerine iki Ermeni’yi ipek kozacılığını öğretmek üzere okyanus ötesine göndererek Türkler’le Amerikalılar arasındaki ilk teması başlatmıştı. 1700’lü yılların sonlarında ise ABD, Akdeniz’de gemilerini güvenlik içinde yüzdürebilmenin yollarını arıyordu. Çünkü özellikle Batı Akdeniz, korsanların sık sık gemilere saldırdığı bir bölgeydi. Bu saldırılardan kurtulabilmenin yolu ise Osmanlı’ya vergi vermekten geçiyordu. Amerika Başkanı “karizmatik” George Washington, vergi anlaşması görüşmelerinde İmparatorluk tarafından “muhatap alınmadığı için” onun bir idarecisi olan Cezayir Beylerbeyi Dayı Hasan Paşa ile anlaşmak zorunda kalmıştı. Hasan Paşa “Dayı”lığını, denizlerde nam saldığı kahramanlıklar nedeniyle almıştı. Sonunda 1795’te anlaşma sağlandı ve Amerika yılda 642 bin altın dolar ve 12 bin Türk altını vergi karşılığı Akdeniz’de gemilerini huzur içinde yüzdürebilmenin garantisini alabildi. Osmanlı yönetimi, anlaşmanın Türkçe yapılmasını da şart koşmuştu. Bu anlaşma ABD açısından; yabancı dilde yapılması ve bir ülkeye vergi ödemek zorunda kalması bakımından bir “ilk”ti.
Cumhuriyetle ilk gerilim: Misyonerler Millî Mücadele yıllarında dayattığı “manda” ile sicili bozuk olan ABD, Cumhuriyet’in ilk yılarında ise Osmanlı’dan beri vazgeçmediği misyonerlik faaliyetleri nedeniyle esaslı bir krize imza atacaktı. Yapı Kredi Yayınları’nın “Cumhuriyet’in 75 Yılı” isimli derlemesinde; Bursa Amerikan Kız Koleji’nde okuyan Saniha, Kâmuran, Namıka ve Madelet isimli öğrencilerin okuldaki misyoner öğretmenler tarafından Hıristiyan yapıldıkları anlatılıyordu. Hadise tepkilere yol açmıştı. Bakanlığı’nın harekete geçmesiyle Chilson ve Henderson isimli bayan öğretmenler, yargılanıp 3’er gün hapis ve 3’er lira para cezasına çarptırılmıştı. Yeni yönetimin asıl sert tepkisi ise okula yönelik olacak ve kısa bir süre içerisinde Bursa Amerikan Kız Koleji kapatılacaktı.
“Ermeni tasarısı” Senato’dan geçmişti Okyanus ötesinde hızla yayılan Protestanlar, ABD’de iyice güçlenince gözlerini Anadolu’ya çevireceklerdi. Çünkü Osmanlı parçalanma sürecine girmişti ve buradaki topluluklardan misyonerlere “ekmek çıkabilirdi”. Ama öyle olmadı. Müslüman ve Yahudiler’de aradıklarını bulamayan Amerikan misyonerleri, adeta, “din değiştirtemedik bari mezhep değiştirtelim” dercesine Gregoryen Ermeniler’le ilgilenmeye başlamışlardı. ABD yönetimi de, misyonerlere her türlü desteği sağlıyordu. ABD; Babıali ile yürüttüğü uzun müzakereler sonucunda ilk konsolosluğunu, bir tek Amerikalı’nın bulunmadığı Erzurum’da açma iznini almıştı. Evet, Amerikalı yoktu ama mebzul miktarda Ermeni vardı bu şehirde. Amerikan misyonerleri süreçte o kadar agresif bir politika izliyorlardı ki, Ermeni Patrikhânesi Osmanlı yönetiminden mezhep değiştirme gayretlerini engellemek için destek talep etmişti. Yavuz Güler’in; Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi’nde 2005 yılında yayınladığı makalesinde belirttiğine göre, Beyrutlu bir Ermeni torunlarını Cebel-i Lübnan’daki Amerikan okuluna vermiş, ancak torunlarının Protestan yapılmak istenmesi üzerine çocukları okuldan almıştı. Ancak her şeye rağmen çalışmalar sonuç verecek ve Anadolu’da kayda değer bir Protestan Ermeni nüfusu ortaya çıkacaktı. 1895’te ise Amerikan Senatosu tarafından Ermeniler lehinde bir karar çıkartılacaktı.
ABD Sultanahmet’i bombalayacaktı!
ABD’deki 1968 kuşağının Çiçek Çocukları kendilerini fazlasıyla “ot”a verince ABD yönetimi, uyuşturucu sorununu kendi ülkesinde çözmek yerine suçlamaya geçmişti. Yönetim; Türk haşhaşının neredeyse tamamının Amerika’ya geldiği iddiasıyla, yaptığı yardımları kısma tehdidi savurarak Türkiye’den haşhaş üretimine son verilmesini istemişti. Ancak Başbakan Süleyman Demirel bu teklifi kabul etmeyecekti. Demirel’in yerine gelen ara rejim Başbakanı Nihat Erim ise anlaşmaya imzayı bastı. Anlaşmaya göre, ABD haşhaş ekimi yapmayan üreticiye tazminat ödeyecekti. Ancak maliyeti 1 milyar dolara yaklaşan ekim yasağına karşı ABD’nin önerisi 6 milyon dolardı! 1974’te Ecevit-Erbakan Koalisyonu haşhaş yasağını kaldırdığında ABD Temsilciler Meclisi’ndeki bazı üyeler, haşhaş ekilen illerin yanı sıra “ders olması” bakımından Sultanahmet Camiî’nin de bombalanmasından söz edebilmişlerdi.

Ziyaettin Tokyay