Bayram nedir ? HAYIRLI BAYRAMLAR

Bayram nedir, bayramın örfümüzdeki yeri nedir bunların üzerinde duralım bugün…
Çok eskilerden beri her kavim, yılın bazı günlerine önem vermiş, bunu çeşitli şekillerde kutlamıştır. Dini ve milli bakımdan önemi olan, milletçe her sene kutlanan bu günlere, çeşitli isimler verilmiştir.
İslamiyetten sonra bayram manasına gelen “ıyd” kullanılmıştır. Her yıl Müslümanların sevinçli, neşeli günleri tekrar geldiği için böyle günlere ıyd, yani “Bayram” denilmiştir.
Müslümanlar bayram günlerine ayrı bir önem verirler. Zira bu günler, günahların affedildiği, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirildiği, yoksulların sevindirildiği günler olması bakımından sevinç ve neşe kaynağıdır.
Peygamber efendimiz Medine’ye hicret edince, Medinelilerin cahiliye adetlerinden kalma bayramları kutladıklarını görünce; “Allahü teâlâ size onlardan daha hayırlı iki bayram [Ramazan ve Kurban Bayramı] ihsan etti.” buyurdu. Bayram günleri, günahların affedildiği, rahmet kapılarının açıldığı günlerdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tövbe reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci geceleri, Berat gecesi ve Arefe gecesi.”
Ayrıca İslam büyükleri, bir Müslümanın Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günah işlemeden, haram lokma yemeden geçirdiği günleri de bayram kabul etmişlerdir.
Hazret-i Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp, böyle eğlenip neşelenmelerinin sebebini sorduğunda onlar, “Bugün bayramımızdır” dediler. Bunun üzerine hazret-i Ali de; “Günah işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır” buyurdu.Yine Müslüman ruhunu teslim (vefat) edeceği zaman rahmet meleklerini, Cennetteki nimetleri görünce, onları görmenin zevkiyle can verme vakti de Müslümanın bayramı olduğu bildirilmiştir.
Osmanlılar Bayramlara ayrı bir önem verirlerdi. Resmi merasimle kutlarlardı. Bayramlaşma merasimini Babıali teşrifat kalemi idare ederdi. Herkes yerini aldıktan sonra, padişah, “Aleyke avnullah” (Allahın yardımı üzerine olsun) dedikten sonra “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” sesleri arasında tahta oturur ve bu esnada mehteran bölüğü tarafından hünkar marşı çalınırdı. Bayramlarda bile “ Mağrur olma..” denilebiliyordu Padişaha.
Not: Bütün okuyucularımızın bayramlarını tebrik eder, sağlık ve afiyet içinde daha nice bayramlara kavuşmaları için Cenab-ı hakka niyaz ederim.
Bayramlar, sadece Ramazan ve Kurban bayramı ile sınırlı değil; Müslüman olmak, doğru bir imana sahip olmak bayram… Hayatta olmak, sağlıklı olmak bayram… Dostlarla beraber olmak bir bayram…

İyi insanlar arasında olmak da bir bayram… İnsanlara iyilik yapmak, onları sevindirmek, bir sıkıntısını gidermek bayram… Çünkü, Allahü teâlâ ona nafile hac ve umre sevabı veriyor. Yani Allahü teâlâ kullarına çok kazansınlar, çok kar etsinler, çok karlı çıksınlar diye ufak bahaneler yaratıyor.
Birisi, Allah dostu bir zata demiş ki: Efendim, benim hayatım berbat, benim hayatım kaymış; bu vaziyet karşısında bu kul nasıl kurtulur? O mübarek zat şöyle cevap vermiş: “Gemi sahile çıkınca yalnız kaptanını çıkarmaz, geminin içinde kim varsa çıkarır. Sen bindiğin gemiye bak! Sen gemide olmaya bak! Öyle ikinci kaptan olmuş, çapacı olmuş hiç mühim değil.
Bu gemi Resulullahın gemisidir. Bu gemiye girebilmenin anahtarı da, La ilahe illallah… diyebilmektir. Ebu Cehil bunu söyleyebilseydi, Hz. Ömer olurdu. Hakkı, doğruyu kabul etmek, öyle kolay değil. Ta 1400 seneden beri bu mücadele devam ediyor. Ecdadımız, Osmanlılar, Selçuklular diyar-ı küfre, küffara dünya ve ahıret saadetini götürmek için gittiler. Biliyorlardı ki, dünya ve ahıret huzurunun esası bu kelimededir. Dolayısıyla maksatları dünyalık veya bir kuru kavga veyahut da toprak davası ve de hükümran olmak sevdası değildir.
İslamiyeti doğru olarak öğrenebilmek ve yaşayabilmek bayram… Çünkü dinin iki ana temeli vardır: Biri öğrenmek, diğeri öğretmek. İnsanın başına ne gelirse cahilliğinden gelir. Bugün bütün dünyadaki Müslümanların başına gelen sıkıntıların sebebi bu.
Hz. Ali, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” buyurmuş. Bir kelime öğretene, 100 ömre sevabı veriliyor. Zaten hadis-i şerif var. Peygamberimiz, “Ümmetim fesada uğradığı zaman, (bozulduğu zaman) bir sünnetimi ihya edene yüz şehid sevabı var” buyuruyor. Ya bu vacib olursa, ya bu bir farz olursa, hele hele iman olursa, kaç yüz şehid sevabı verilir, siz hesap edin!
Dinimizi kimden, nasıl öğreneceğiz? Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Allahü teâlânın çok sevdiği kimse, dinini öğrenen ve başkalarına öğretendir. Dininizi İslam alimlerinin ağızlarından öğrenin!”
Bugün, yetkili din alimi kalmadığı için dini İslam alimlerinin kitaplarından öğrenmelidir. İlim, amel ve ihlas sahibi olan Müslümana “İslam alimi” denir. Bu üçünden biri noksan olup da, kendini alim tanıtana “kötü din adamı, yobaz” denir. İslam alimi, dinin bekçisidir. Kötü din adamı, yobaz, şeytanın yardımcısıdır.
Şeytandan nasıl kaçıyorsak, yardımcısından da öyle kaçmamız lazımdır. Yoksa hem dünyamız, hem de ahıretimiz mahvolur. Bugün böyle kimselerin yüzünden milyonlarca insan dinden çıkmaktadır.
Nimetlerin kıymetini bilmek, şükrünü yapabilmek bayram… Eğer bir Müslüman kendini değiştirmezse, Allahü teâlâ verdiği nimetleri değiştirmez. Allahü teâlânın nimetini anmak, şükretmek lazım. Nimetin şükrü yapılmazsa, Allahü teâlâ bizden alır, başkasına verir. Bunun için elimizdeki nimetin kıymetini çok iyi bilmemiz lazımdır. Zamanımızdaki çekilen sıkıntıların bir sebebi de bu.
Her an Allahü teâlâ feyz gönderiyor, sayısız nimetler gönderiyor. Fakat, insanın nefsi engeldir bu nimetlere. Dörtyüz hadis-i şerifin özeti şu dört şey: 1- Dünyaya güvenme. 2- Mala aldanma. 3- Mideni doldurma. 4- Cahil olma. Bu dünya hayal, ahıret bakidir. Ona göre çalışmak lazımdır. Ölünce uyanılacak ve hakikatler görülecek. Uzun vadeli programları bırakıp, günümüzü iyi değerlendirmeliyiz. Dünya üç günden ibarettir. Dün, bugün ve yarın. Dün geçti. Yarına ulaşıp ulaşamayacağımızı bilmiyoruz. Geriye, bugün kalıyor. Bunun için, bugünün çok iyi değerlendirilmesi lazımdır. “Deli için hergün bayram” demişler. Çünkü o yaptıklarından mesul değil. Ya bizler?!..

Bayramlar sevinme, neşelenme günleridir. Hazret-i Ebû Bekr, kızı hazret-i Âişe vâlidemizin evine gidince, iki hizmetçinin tef çalıp neşelendiklerini gördü. Ensâr-ı kirâmın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebû Bekr, Resûlullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmıyacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz müdahale etti,
– Yâ Ebâ Bekr, onlara mâni olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram sevinç günleridir, buyurdu.
Müslümanı sevindirmek çok sevaptır. Bayramlar, Müslümanların birbirini sevindirmesine birer vesîledir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Allahü teâlânın en çok sevdiği amellerden biri, mü’mini sevindirmek, üzüntüsünü gidermek, borcunu ödemek, yâhut aç iken onu doyurmaktır.”
“Bir mü’mini sevindireni, Allahü teâlâ da Kıyâmette sevindirir.”
Bayram, şüphesiz mükâfat günüdür, günâhlardan kurtuluş günüdür ve ayıplardan temizlenme günüdür.
Bayram, bir ay boyunca kulluk şuuru içinde ibâdetlerini yapan ve yüce Allaha daha iyi bir kul olmak için yarışan, îmânlı gönüllerin hasat günüdür.
Bayram, büyük cihâd olarak bildirilen nefs mücâdelesinden galip çıkan mü’minlerin Rablerinden mükâfat alacakları gündür.
Ramazan Bayramı günü melekler yolların kenarında durarak bayram namazına gidenlere şu müjdeyi verirler:
– Ey mü’minler topluluğu, size mükâfatlar, hayırlar ve bol bol ni’metler verecek olan Kerem ve İhsân sahibi Rabbinizden isteyiniz. Zîrâ O, size geceleri ihyâ etmenizi emretti, siz yaptınız. O size gündüz oruç tutmanızı emretti, siz tuttunuz. O size Rabbinize itaat etmenizi emretti, siz de itaat ettiniz. Öyle ise bahşişinizi, mükâfatınızı alınız. Namazdan sonra bir melek de şöyle nidâ eder: Biliniz ey mü’minler bugün şüphesiz mükâfat günüdür, günâhlardan kurtuluş günüdür ve ayıplardan temizlenme günüdür.
Bayram, sadece sevinmek değil, aynı zamanda sevindirmek günüdür…
Bayram, akrabâların, büyüklerin, komşuları, dostların Allah için sevilenlerin ziyaret edildiği, gönüllerin alındığı, dostlukların pekiştiği, küskünlerin barıştığı, îmân-islâm kardeşliğinin en güzel örneklerinin sergilendiği, ehl-i îmânın birbirleriyle kuvvetle kenetlendiği, kardeşlik, sevgi, birlik, beraberlik ve yardımlaşma günüdür… Bilhassa, yetim, kimsesiz çocuklar, aranıp bulunmalı, bayram sevincinden mahrûm bırakılmamalıdır.
Bizler, dinimizin bildirdiği güzel ahlak ile ahlâklanır bunu devam ettirirsek, Allahın nusreti, yardımı muhakkaktır. Bunun için , iyi Müslüman olmaya söz verelim. Ramazan bitti diye alıştığımız güzel hasletlerimizi terketmeyelim. Kulluğumuzu, teslimiyetimizi, namaz ve niyâzımızı bitirmeyelim.

Bayramlar niçin sevinç günleridir?

Bayramlar, niçin sevinç günleri?.. İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bunu şöyle açıklamaktadır:
1- Mü’minler, Ramazan Bayramında, Allahü teâlânın farz kıldığı Ramazan orucunu tutabildikleri için çok sevinirler, bunu bayram kabûl ederler.
2- Bayramlar her sene tekrar geliyor. Bu sevinçli gün tekrarlandığı için bayram denilmiştir.
3- Bayramda Allahın ihsânı bol oluyor. Bol bol ihsâna kavuşulduğu için bayram denilmiştir.
4- Bayram günü gelince sevinç ve neşe de geliyor. Üzüntüler unutuluyor. Bunun için bayram denilmiştir.
Bayramlar aynı zamanda az zahmetle bol kazanç günleridir.
Ebû Hüreyre hazretlerinin bildirdiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz, “Kim, Bayram günü, üçyüz defa “Sübhânallahi ve bi-hamdihi” der ve bunu müslümanların mevtâlarına hediye ederse, her kabre bin nûr girer. O kişi öldüğü zaman Allahü teâlâ o kişinin bin nûrunu da kabrine getirir.”
Başka bir hadîs-i şerîfte de Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Bayramlarınızı Tekbîr ile zinetlendiriniz, süsleyiniz.” buyurdu. Peygamber efendimiz yine buyurdu ki: “Kim, bayram gecesini, o günün şuuruna ererek ihyâ ederse, kalblerin öldüğü gün onun kalbi ölmez.”
Allahü teâlâ, Cenneti Ramazan Bayramı günü yarattı. Tûbâ ağacı o gün dikildi. Cebrâil aleyhisselâmı o gün vahiy elçiliğine seçti.
Bayram günü sabah vakti olduğu zaman, Allahü teâlâ meleklere emreder. Onlar yeryüzüne inerler. Sokak başlarını tutarlar. İnsanlar ve cinlerden başka bütün mahlûkatın duyacağı bir sesle nidâ ederler. Derler:
– Ey ümmet-i Muhammed, kalkın! Cenab-ı Hak, büyük ihsânlarda bulunuyor, çok günâhları affediyor.
Mü’minler bayram namazı kılmak üzere câmilere ve mescidlere toplandıkları zaman Allahü teâlâ meleklere hitap eder:
– İşçi çalışınca karşılığı nedir?
Melekler derler:
– Ücretinin ödenmesidir!
Şânı yüce olan Allah buyurur:
– Sizi şahit tutuyorum. Ben onlara sevâb olarak rızâmı ve magfiretimi verdim.
Tasavvuf büyükleri de, bir Müslümanın Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günâh işlemeden, harâm lokma yemeden geçirdiği günleri de bayram kabûl etmişlerdir.
Hazret-i Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp, böyle eğlenip neşelenmelerinin sebebini sorduğunda onlar, “Bugün bayramımızdır” dediler. Bunun üzerine hazret-i Ali de; “Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır” buyurdu.
Yine Müslüman rûhunu teslim (vefât) edeceği zaman rahmet meleklerini, Cennetteki ni’metleri görünce, onları görmenin zevkiyle can verme vakti de Müslümanın bayramı olduğu bildirilmiştir.
Bütün okuyucularımızın bayramını tebrik eder, daha nice bayramlara sağlık ve âfiyet içinde kavuşmalarını yüce Allahtan niyaz ederim…

Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr yani Ramazan Bayramında, bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak, kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.) [Beyheki]
Peygamber efendimiz, (Ramazanın son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, o gün Kadir gecesi mi?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, (Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (Beyheki)
Bu mükâfatları bilen bir Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez ki? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin def çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e, (Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (Buhari)
Hazret-i Ali, (Bugün, orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını görmüş ve günahları affedilmiş olanların bayramıdır) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (Allahü teâlâ, Ramazanda dört sınıf insan hariç, herkesin günahlarını affeder. Bunlar, içki içmeye devam eden, ana babasına âsi olan, sıla-i rahmi terk eden, mümin olmaktan ümidini kesendir) buyuruldu. (Gunye)
Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevablar bilinseydi, her günün Ramazan olması istenirdi. Hadis-i şerifte, (Ramazandaki özel sevablar bilinmiş olsaydı, bütün yılın Ramazan olması istenirdi) buyuruldu. (Ebu Nasr)
Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara! Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır.

YAZARIMIZ ;ALP EREN SAKANIN YAZISI

Ziyaettin Tokyay