Demokrasi nedir Ne deyildir ?

Bugün çok gizli bir tehlike hemen hemen bütün dünyayı tehdit etmektedir.Bu tehdit şudur.Global sermaye dediğimiz, paranın sahipleri yada büyük sermaye sahipleri dünyayı kendilerine uygun bir ticaret ortamı haline getirmek ve pazarlarını genişletebilmek için demokrasileri kullanmaktadır.Bu nasıl olmaktadır.Çok zengin biri olduğunuzu düşünün.Diyelimki bir araba üreticisiniz.Bir ülkede Pazar oluşturmak istiyorsunuz.Ne yaparsınız?İlk işiniz pazara gireceğiniz ülkede maliyetlere bakarsınız.Yasalarla kendinizi ne kadar güvenceye aldığınızı ve vergilerin oranına bakarsınız.Maliyet giderleri (işçi, elektrik, hammadde v.s.)nin oranına bakarsınız.Mümkün olsa bu parametrelerden işinize gelmeyenleri düzeltmek istersiniz.Bu kurallar hamburger üreticisi içinde geçerlidir.Dünya çapında bir tekstil veya mağazalar zinciri olan şirketler içinde geçerlidir.Bu işleri yapmak yani maliyetleri düşürmek için o ülkenin yöneticileriyle temasa geçeceksiniz.Karşınızda iki şık vardır.
1.Tüm ülkenin sorumluluğunu almış bir kral
2.Ülkede gelip geçici ve kısa dönemde cebini doldurup bir daha iktidar olup olmayacağı belli olmayan bir hükümet.
Bir holding sahibi olarak sizin için uygunu hangisidir.Tabiki parayla satın alabileceğiniz milletvekilleri, partiler ve medya yada sivil toplum kuruluşları yada sokaktaki insan.Yani demokratik idareler. kısa dönemli fırsatlar yaratan, paranızla çevirebileceğiniz, ülkenin sorumluluğunu tam üzerine almayan fakat ülkede söz sahibi bir iktidar.İşte demokrasiler her türlü kaçağın yaşandığı( parayla satın alınabilen milletvekilleri, parayla kandırılabilecek parti başkanları, finanse ederek istediğinizi yaptırabileceğiniz sivil toplum kuruluşları,hatta parayla satın alınabilecek memurlar)Demokrasi ile idare edilen ülkeler sermaye sahibi büyük patronlar için bir cennettir.
Konuyu fazla uzatmayalım.Arif olan anlar deyip geçeceğim.Ülke menfaatlerini düşünen ve ülkesi aleyhine bir yasa çıkarmayı istemeyen bir kral hiç size göre değildir.
O yüzden büyük ülkelerde demokrasi vardır.Sanki demokrasiler tıkır tıkır işler gibi gözükür Seçimler partiler için tamamen masraf demektir.Bu masrafı karşılamak için bir finansör bulunması gerekir.İşte bu finansörler büyük sermaye sahipleridir.Yalnız bu finansın karşılığında mutlaka bir menfaat bekleyeceklerdir.
26 Mart 2008 Çarşamba 23:1

Bazı kişiler vardır.Kendilerine hastasın denildiğinde hayır ben çok iyiyim diyerek hastalıklarını inkar ederler.Bizlerin durumu buna çok benziyor.Örneğin şu an ben demokrasinin en iyi idare biçimi olduğunu düşünmek bir zihin hastalığıdır diyorum. Büyük bir mantık hatası olduğunu ve acilen düzeltilmesi gereken bir problem olduğunu söylüyorum.
Hepimizin bildiği gibi demokratik idare biçimleri ortaya çıkmadan önce ilkel idare biçimleri derebeylikler, krallıklar mevcuttu.Sonuçta idare toplum için en uygun kararın alınması manasına gelir.Tarihde bilindiği üzere ünlü hükümdarlar ortaya çıkmıştır. Bunun yanında ihtiraslarının kurbanı olan oldukça zalim olanlarıda vardır.Burada önemli olanın idare biçiminden ziyade idare edenlerin kişilik ve donanımlarıyla ilgili olduğu gayet açıktır.Üstelik bazı kişilerin yaptıklarını bugün hiçbir demokratik idarenin gerçekleştiremeyeceği açıktır.Şimdi size şunu sorayım.Türkiye bir süre tek parti iktidarı ile yönetilmiştir.Türkiye’de gerçekten iyi şeylerin yapıldığı tek dönem budur.Daha sonra kargaşa, huzursuzluk, ekonomik yolsuzluklar, rüşvet v.s. dir.Tek parti iktidarının özelliği şudur.Bir parti başkanı, bakanlar ve diğer partili milletvekilleri,Ancak dikkat ederseniz başta yine bir kişi vardır.Bu kişinin aldığı kararlar neredeyse bir tek kişinin ve onun vezir çevresinin hakim olduğu krallığı andırmaktadır.Karşı çıkan yoktur.Çatlak ses yoktur.Yönetim neredeyse tek bir ağızdan olmaktadır.Bana parti koalisyonları ve çok partili dönemde rahatça uzlaşmaya varılarak çıkarılan bir tek yasa gösteremezsiniz.Milletvekili maaşlarının artırılmasını öngören yasadan başka.1980 darbesinden sonraki Turgut Özal devri yine tek bir partinin egemen olduğu nadir dönemlerden birisidir.İletişimde yaşanan gelişmeler, otoyollar, devrim niteliğindeki serbest ekonomiye geçiş bu dönemin yansımalarıdır.
İhtilaller bu ülke için zararlıdır.Demokrasi kesintiye uğramaktadır.Eğer demokrasi insanların kutuplara ayrılması ve kardeşin kardeşi öldürmeye başlaması ise ben böyle demokrasinin ……!Sizin anlayacağınız ihtilaller ile bu ülke yeniden toparlanma imkanı bulmuştur.Yeniden tek parti iktidarının yolu açılabilmiştir.Ülke yeniden rayına oturmuştur.Ancak gariptir ki hiçbir aydın bunu açık yüreklilikle ifade edememektedir.Neden dir bilinmez 12 Eylül öncesi olayları sanki hiç olmamış gibi davranan nice o günleri gören insan olmasına rağmen Türkiye’nin bölünmekten kurtarılmasını dile getireceklerine kalleşçe demokrasinin kesintiye uğraması gibi bir düşünceyi ileri sürmektedirler.Bu ülkede basın, aydınlar yada aydın geçinenler acaba hepsi hayin mi yoksa aptal mı diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Benim iddiam şudur.Demokrasi bizzat hastalığın kendisidir.Çünkü bizim meclis dediğimiz yere girmek yani milletvekili seçilmek, bu vatana hizmet etmek veya yapılan hareketin sorumluluğunu almak anlamına gelmemektedir.Ya ne anlama geliyor.Ben size söyleyeyim. Birincisi cebini kısa yoldan daha fazla doldurabilmek.İkincisi çok kısa sürede (milletvekili seçildiği anda)nüfuz ve yetki sahibi olmak.Halk arasında itibarın aniden artması.Devletin kaynaklarına hakim olmak ve bence bu kadarı yeter

Mükemmel bir idare sistemi nasıl olmalıdır?Neden şirketlerin idaresi için birçok formül,ekonomik analiz,reklam stratejileri,pazarlama gibi parametreler üzerinde kafa yoruyoruzda ülke idaresi için bunların hiç birini ele almıyoruz?Sadece bundan üçyüzyıl önce oluşturulmuş bir sistemin mükemmel olduğuna inanıyoruz.Bir ülkenin yönetimi basit bir şirketin yönetiminden daha mı önemsiz ki en basit kalifiye personel rejimini bile ülke yönetiminde gereksiz ve anti demokratik bir uygulama olarak ele alıyoruz.Doğrusu bu şaşılacak ve hayret edilecek bir durumdur.
Bir şirketinizin olduğunu düşünün.Şirketinize müdür, müdür yardımcısı, sekreter, temizlikçi, aşçı v.s. atayacaksınız.Bunun için şirkette bir seçimemi gidersiniz.Yoksa müdürünüz için iş tecrübesi, ilgili okuldan üniversite diploması,yabancı dil gibi yeteneğini belirleyecek parametrelere mi bakarsınız.Sekreter için bilgisayar bilmesini, muhasebe ve halkla ilişkiler gibi konularda becerili olmasını beklersiniz.En basit bir aşçı için en azından yemek yapabilme yeteneği ararsınız.Halbuki devlet bir şirketten çok daha karmaşıkdır.Ülke kaynakları sözkonusudur.Ülkenin geleceği sözkonusudur.Bunun için hiçbir parametreyi gözönüne almadan direk halkın seçimine güvenmek kadar aptalca ve enayice bir iş olabilir mi?
Bu konuyu nasıl olurda kimse ele almıyor ve ülke içinde bazı fırsatçı insanların oluşturarak ileri sürdüğü parti yapılarından oluşan ucubik teşkilatlara ülkeyi devredebiliyor.Üstelik halkıda bu parti denilen aptalca teşkilatların belirlediği ne olduğu belirsiz insanlara oy vermeye zorlayabiliyor.Çaresiz halkda bu kişilere oy vermek zorunda kalıyor.Bu kadar aptalca bir zulüm olabilirmi?İşte bu zulmün adı sizin taptığınız rejim olan demokrasidir.
Çocuklarımızın geleceği için nasıl bu menfaatlerin cirit attığı birtakım parti teşkilatlarına ve onların seçtiği adaylara güvenebiliriz.Bunların ülkemizin geleceğine katkıda bulunacağını ve ülkemizi kalkındıracaklarını düşünebiliriz.Bundan daha büyük bir hata olabilirmi?
Tüm bu aptallığa rağmen seçilen milletvekilleri ve partiler ülke için faydalı şeyler yapabilirler.Ancak ya tersi olduğunda her parti için 5-10 yıl insanlar bu zulme katlanmak zorundamı kalacaklar.Bugünkü iktidar gerçekten Allah’ın bir lütfudur.Allah Türk insanının yüzüne bakmış ve yıllarca yaşadığı kaostan kurtarıp gerçekten iyi şeylerin yapılabilmesinin yolunu açan uyum içinde çalışan tek parti iktidarını ortaya çıkmıştır.Fakat zulmün sadece bir kısmı üzerimizden kalkmıştır.En azından doğru yasaların çıkarılması için, koalisyon hükümetlerinde olduğu gibi, bütün aptalların veya hırsızların ikna edilmesi gereği ortadan kalkmıştır.
 son sayfadan alinmistir yazari uber Alles isimli yorumcu

Ziyaettin Tokyay