Deniz baykal C.H.P. ZIHNIYETINI SURDURECEKMI ?

Deniz Baykal yeni bir secimi daha kazanip yeniden C.H.P basi  oldu parti yetkilieri beyendikten sonra bize birsey dusmez  herhalde ? ama Deniz baykalda ne bulduklarini dogrusu  merak etmiyor deyilim  valla enguzel baskan bizim baskan + enguzel secmen bizim secmen de diyebilirim varsa yoksa Cumhuriyeti korumak kollamak sanki diyerleri kenarindan kosesinden yiyor mubaregin Peki biz bu mantikla kac yilda gelismis Ulkeler seviyesine cikariz ? yahut cikabilirmiyiz ? Adamlarin ulkede issizlik asgari ucret dusukmus  yurt disinda gurbeciler varmis veya bu insanlara yillardan beri secme secilme hakki verilmemis umurunda deyil bakalim yeni donemde baykal aynimi kalacak yoksa birazda olsa ulkenin sorunlariyla ilgilenecekmi ? haydi hayirlisi   Kendi kendime bu nasıl aymazlık, bu nasıl küstahlık, diye içim içimi yiyor. Osmanlı’nın en nadide tarihi eserlerini yıkan ve onlarca türbeyi ziyarete yasaklayıp metruk bir hâle dönüştüren, din eğitim ve öğretimini tamamen yasaklayan ruhun nasıl bir ruh olduğunu düşünmeye, anlamaya çabalıyorum. Ama nafile, bir türlü anlayamıyorum. Akılları durduracak bu onmazlık nasıl yapılır diye sormam bir anlam ifade etmiyor. Bu insafsız ve izansız uygulamaların neler olduğunu merak ediyorsanız aşağıdaki satırları birlikte okumamız gerekiyor:“Ayet yazılı âbideleri, kitabeleri parçalatan, Ayasofya Camii’nde Allah, Muhammed ve hulefa-i râşid’in isimleri yazılı levhaları asırlardan beri durduğu yerden indiren, cami dışına çıkarıp görünmez bir yerde parçalatmak isteyen, fakat caminin kapısından çıkmadığı için caminin bir köşesine atan… kimdi?

Mimar Sinan’ın yaptığı dünyada eşi ve benzeri bulunmaz bir eser olan Üsküdar’daki Şemsipaşa Camii’ni, diğer adıyla “Kuşkonmaz Camii’ni” viran edip, sonra da yerini arsa göstermeye teşebbüs edip satılığa çıkaran kimdi?

“Kâbe-i Muazzama’nın resimlerini camilerden ve kitapçılardan toplatıp imha eden kimdi?

Bu bağlamda tek-parti döneminde siyasiler ülke de çeşitli bahanelerle bunların dışında pek çok tarihi eserleri talan etmişlerdir. Yine İstanbul cenahında yıkılan tarihi eserleri saymaya kalkarsak bunları sayfalar almaz. Birkaçını sıralayalım:

Bahçekapı’da Hidayet Camii Türk Ticaret Bankası’nın kokmuş deri deposu yapılmıştır. Mercan’da Sultan Hanım’ın Samani Sani Camii Yahudilere kiraya verilip fabrika yapılmıştır. Cerrahpaşa’daki Şemseddin Molla Camii’nin tabanları söktürülerek odun deposu yaptırılmıştır. Tahtakale’deki Saması Evvel Camii paçavra deposu, Şehzadebaşı’ndaki minaresinin dünyada emsali olmayan Burmalı Mescit marangozhane yaptırılmış, Göksu Kasrı karşısında Sultan Aziz Camii dans salonu hâline getirilmiştir. Balat’ta Muhyiddin Hamami Camii demirci ocağı, Çarşıkapı’daki Piri Camii kalıpçı Isfahan’a kiraya verilmiştir…*

Bunlar yalnızca talan edilen sanat serlerinden bir kaçıdır. Ya inancın, düşüncenin talan edilişine dair despotizm içeren şu uygulamalara ne demeli?

“İçlerinde Kur’an ayetleri yazılı diye din kitaplarını memleketin her tarafından toplatıp imha eden, Kur’an cüzlerini parçalatıp yaktıran kimdi?

“Ezan-ı Muhammedîyi Kur’an lisanıyla okuyanları, camilerde “Allahü ekber” diye kâmet getirenleri zindanlarda çürüten kimdi?

“Camilerde Kur’an okuyan ve okutanları cürm-i meşhut mahkemelerine sevk eden kimdi?

“Halkevlerine dinî eserlerin girmesini yasaklayan, Meclis kürsüsünde “din zehirdir” diye bağıran kimdi?

“Din ulemâsını, din adamlarını tahkir ve tezlil eden, sefalet içinde süründüren, dilenecek hâle getiren kimdi?*

Yıkık minareler, bakımsız camiler, kapanmış imaretler, satılmış akarlar, mescitler, arsalar, harabeler ve baykuş konakları… Anadolu’nun hemen her yerinde ve her anda göze çarpardı.

İstanbul’daki eserleri çeşitli bahanelerle talan eden zihniyetle ülkede onlarca sanat eserini yağmalayan zihniyet aynı zihniyettir.

Bütün bunları okudukça, öğrendikçe payımıza düşen iri bir onmazlıktır. Bu nasıl bir zihniyettir ki dünyada emsali görülmemiş bir tarih ve düşünce kıyımını kendi ülkesinde gerçekleştirme cesaretini kendinde bulunabilmiştir. Bu zihniyet sanata, sanat eserlerine, asırlar boyu süren kültür ve medeniyete, fikir ve düşünceye, inanca düşman olan zavallı bir zihniyettir…

Bu zihniyet imkânı olsa ne İstanbul’da ve ne de Anadolu’nun herhangi bir şehrinde kıymadık bir mabed, yıkmadık bir minare ve yağmalamadık bir eser bırakır… Bu zihniyet müfrit bir zihniyettir… Bu zihniyet 150 yıldan beri var olan bir zihniyettir. Hâlâ özlemlerinden, ukdelerinden vazgeçmiş değildir. Bu öyle bir zihniyettir ki, Osmanlının son döneminden başlayarak ülkenin seçkinleri olarak “irtica- alıp satarak”, “irtica tüccarlığı” yaparak korkunç şekilde nemalanmışlardır…

Bugün demokrasiyi tehlike addedip, başörtüsü yasağını savunan, özgürlükler önünde durmayı marifet addeden zihniyet aynı zihniyettir. Aslında onların derdi ne başörtüsüdür, ne de özgürlükler… Yalnızca ve yalnızca “irtica” metaının ortadan kalkması ve “seçkinliklerinin” sona ermesi… İşte son dönemde anayasa tartışmalarındaki bütün gürültülerin, bütün salvoların sebebi budur. İrtica elden giderse akıl almaz bir sömürü ve ticaret malzemesi de elden gitmiş olacaktır   Son sayfadan alinmistir yorum

Ziyaettin Tokyay