Ehli sunnet itikadi

Alperen SAKA/okuyan biliyor

Sevgili okuyucularım merhaba
Bu gün sizinle taze bir başlangıç yapacağız inşallah hayırlara vesile olur.Biliyorsunuz yangında ilk kurtarılacak şey insanın kendi canıdır.Bu kurtarılmadan diğerleri kurtarılamaz ama dünyanın sonunda ölümolduğu için ne kadar yaşanırsada bir sonu vardır.ahiret yurdu ise sonsuzdur ahiretimizi kazanmanın ne kadar önemli olduğu buradanda anlaşılabilir o yüzden bu gün en önemliden ehli sünnet itikadından başlamak istiyorum
EHLİ SÜNNET peygamber efendimizin(Sallallahi aleyhi vessellem) ve eshabı kiramın(Aleyhimürıdvan)bildirdikleri itikaddır.Resulullahdan nakden hiç bir şey eklemeden ve çıkarmadan kabul edip böylece inanıp onların yolunda olanlara EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT FIRKASI VEYA FIRKAYI NACİYE bu doğru yoldan ayrılan delalet fırkasınada BİDAT fırkalar denir
Allahü teala müslümanların peygaber efendimizin inandığı ve bildirdiği gibi iman etmelerini istemekdedir.Peygamber efendimiz bir tek iman bildirmiş shabı kiramınhepsi resulullahın bildirdiği gibi inanmış itikadda hiç bir ayrılık olmamışdır.Bu iman bilgilerini kendilerinden bir şey katmadan nakletmişlerdir.onlar Allahü tealayı tenzih ve takdis etmek onun bildirdikleriinitereddütdüz kabul edip inanmak (Müteşabih)Manası açık olmayan ayetlerin teviline (Yorumuna)dalmamak gibi hepsinde kemal derecesinde mevcud bulunan vasıfları ile imanlarını peygaberimizden işittikleri gibi muhafaza ettiler
Eshabı kiram daha sonra bu bilgileri (tabiin) denilen müslümanlara öğrettiler.Tabiin öğrendikleribu bilgileri kitaplara geçirdiler sonra gelen tebei tabiin ve daha sonra gelenler kendilerinden sonra gelenlere naklettiler.Böylece ehlisünnet bilgileri günümüze kadar ulaşmış oldu.Bu bilgileri şimdilik kısaca bildiriyoruz daha sonraki yazılarımızı sorularınız belirleyecekdir

1- Amentü�deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah�tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i cüziye vardır. İşlediği günahlardan mesuldür.]

2- Amel, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denmez. [Vehhabiler, (amel imanın parçasıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen kâfirdir) derler.]

3- İman artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]

4- Kur�an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.

5- Allah mekândan münezzehtir. [Vehhabiler, (Allah gökte veya Arşta) derler. Bu küfürdür.]

6- Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese kâfir derler.]

7- Kabir suali ve kabir azabı haktır.

8- Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.

9- Evliyanın kerameti haktır.

10- Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, (Beşi hariç sahabenin tamamı kâfirdir) derler. Halbuki Kur�anda, tamamı cennetlik deniyor.] (Hadid 10)

11- Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en üstünüdür.

12- Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.

13- Öldürülen, intihar eden eceli ile ölmüştür.

14- Peygamberler günah işlemez.

15- Bugün için dört hak mezhepten birinde olmak.

16- Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i Âdem�in, Hazret-i Şit�in, Hazret-i İdris�in peygamber olduğunu inkâr ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Önderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, (Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun için de Resulüm diyen zındıklar türemiştir.]

17- Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.

18- Ruh ölmez. Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir.

19- Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların hürmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu yüzden Sünnilere ve Şiilere müşrik, yani kâfir derler.]

20- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi�nin geleceğine, Hazret-i İsa�nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.

İmam-ı a�zam hazretleri (Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı) buyuruyor.
Bir hadis-i şerif meali:
(Güneş batıdan doğmadıkça, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez.) [Buhari, Müslim]

Güneşin batıdan doğmasını, (Avrupa Müslüman olacak) diye tevil etmek, imam-ı a�zamın sözüne aykırıdır. Hiçbir İslam âlimi tevil etmemiştir. Hâşâ Resulullah, bilmece gibi mi söz söylüyor? Böyle tevil etmek, (elma dersem çık, armut dersem çıkma) demeye benzer. Nitekim (Salat, duadır, namaz diye bir şey yok) diyenler çıkmıştır. O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa Müslüman olunca, iman niye fayda vermesin? Güneşin batıdan doğması, ilmen de mümkündür. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek gerekmez. Allahü teâlâ, dünyayı şimdiki yörüngesinden çıkarır, başka yörüngeye koyar. Dönüşü değişince, güneş batıdan doğmuş olur.

21- Ahirette Allahü teâlâ görülecektir.

22- Kâfirler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittikçe artar.

23- Mest üzerine mesh caizdir.

24- Sultana isyan caiz değildir.

(Bu bilgiler, Fıkh-ı ekber, Nuhbet-ül-leali, R. Nasihin, Mek. Rabbani, F. Fevaid�den alınmıştır.)

7 Yorumlar
  1. Reply
    BUĞRA HAN Ekim 16, 2008 at 12:59 pm

    Teşekkürler Sayın yazar,umarım dini bilgilerimiz eksiklikleri konusunda sizden epey yararlanacağız kaleminize sağlık.

  2. Reply
    ÜLKÜ KORKMAZ Ekim 16, 2008 at 1:38 pm

    Hoş geldiniz Alperen Bey umarım bizlere bundan sonra güzel yazılarınızla ziyafet vereceksiniz,ellerinize sağlık yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

  3. Reply
    TUNAHAN BAYBARS Ekim 16, 2008 at 6:15 pm

    Değerli yazarımız Alperen Bey aramıza hoş geldin,safalar getirdin.

  4. Reply
    SULTAN YEŞİL Ekim 16, 2008 at 6:44 pm

    Verdiğiniz bilgiler çok ama çok eksiklerimizi tamamladı,Allah razı olsun yazar bey.

  5. Reply
    içtihatçı Ekim 17, 2008 at 12:29 am

    Sayın yazar tebrikler yazınız çok önemli bilgilerle donatılmış.Size bir sorum var “sultana isyan caiz caiz değildir” bunu günümüz açısından yorumlamanız mümkünmü?

  6. Reply
    Alperen SAKA/okuyan biliyor Ekim 17, 2008 at 10:44 am

    Efendim Allahın bütün kullarına sıhhat afiyet dilerim
    içdihatçı isimli yorumcu kardeşimiz bir soru sormuş cevap vermeye çalışalım.Bir kere bu zamanda içdihad edebilecek kişi kalmamış gerekde kalmamışdır.her ne kadar isim olarak alındıysada sakıncalı bir isimdir.hem isminin manası hemde sorduğu soru çok derinlemesine bir konudur.Aslında yangında bu konudan önce kurtarılacak çooook dahaönemli konular var madem konu açıldı kısaca cevap vermeye çalışalım.bu arada dini bilgilerde YORUM olmaz biz islam alimlerinin açıklamalarını bildiririz sadece YOLLEVHASI olmaya çalışırız hepsi o kadar.Bu arada içdihad nedir müçdehidin özellikleri nedir anlamlarını bilmek gerekir o da bir başka yazının konusu olsun inşallah

    Hiçbir İslam âlimi halifeye, sultana isyan etmemiştir. Çünkü âlimlerin hepsi emir [başkan] ile ilgili şu hadis-i şerifleri bilirdi:

    (Emirinizin beğenmediğiniz işlerine sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan [itaatsizlik eden, fitne çıkaran] cahiliyye ölümü ile [imansız] ölmüş olur.) [Buhari]

    (Malını zorla alsa da emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [Buhari]

    (Müslüman, hoşuna gitmese de, emirin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emir, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemek gerekmez.) [Buhari]

    (Sultan, yeryüzünde Allahın gölgesidir. [Onun emirlerini tatbik eden kimsedir] Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.) [Taberani]

    (Emirine isyan edenin sevaplarının tamamı gider.) [Beyheki]

    (Başı siyah Habeşli bir köle olsa da, emirinize itaat edin!) [Buhari]

    (Elleri kesik, sakat bir köle olsa da, emirinize itaat edin!) [Müslim]

    Köle kâfir düşmandan oluyordu. Bu hadis-i şeriflerin açıklamaları Hadika�da vardır. (Habeşli köle olsa da demek, emiriniz siyah bir kâfir de olsa ona itaat edin) demektir.

    Müslümanın emiri kâfir olabilir. Mesela hadis-i şerifte, (Emir sana “Ya Müslümanlığı bırak veya öldürürüm” dese, Müslümanlığı bırakma, boynunu uzat) buyuruldu. (Hakim) [Müslüman olan emir, Müslümanlığı bırak demez.]

    Abbasi halifelerinden Ebu Cafer Mensurun adamları, imam-ı azam hazretlerine kâdı-l-kudat, yani şimdiki tabirle, Yargıtay başkanlığı teklif ettiler. O da, (Ben kadılık yapamam) buyurdu. (Yalan söylüyorsun) dediler. (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurdu. Çok takva ehli olup, dünya makamına kıymet vermediği için kabul etmedi. Zindana atıldı. Kamçı ile dövüldü. Her gün on kamçı arttırıldı. Kamçı sayısı yüz olduğu gün şehit oldu. (Rahmetullahi aleyh)

    Bağdat’ta Mutezile fırkası mensupları, Kur’an mahluktur yanlış inançlarına Abbasi halifesi Memun’u da inandırdılar. Bunu kabul etmesi için, Ahmed bin Hanbel hazretlerini de zorlayıp, Memun vasıtasıyla bu hususta baskı ve işkence yaptırıp 28 ay hapsettiler. Bütün işkencelere rağmen, (Kur’an-ı kerim, mahluk değildir) dedi. Bunların Halifeye isyan ile hiçbir alakası yoktur.

    Bidat ehli Hintli bazı kişiler, imam-ı Rabbani hazretleri için (O kendini Ebu Bekir�den de üstün biliyor) diye iftira ederek sultana şikayet ettiler. Ekber şahın oğlu Selim Cihangir Şah da, onu hapsettirdi. İki sene sonra pişman olup özür diledi. Görüldüğü gibi bunların zerre kadar isyanla alakası yoktur.

    İmam-ı Rabbani hazretlerinin hapsedilişi şöyle olmuştur:

    O zamanın sultanı olan Selim Cihangir hanın devlet adamları, hatta büyük veziri ve baş müftüsü, hatta haremi Ehl-i sünnet değildi. Halbuki imamın birçok mektupları ve bilhassa ayrıca yazdığı Redd-i revafıd risalesi, mezhepsizleri reddetmekte, cahil, ahmak ve alçak olduklarını anlatmaktadır.

    Hazret-i İmamın bazı talebeleri, kürsülerde ateşli vaazlar ederek fitneye sebep olmuşlardır. İmam-ı Rabbani hazretleri, Redd-i revafıd risalesini Buharada bulunan en büyük Özbek hanı Abdullah-ı Cengizi hana yollamıştı. (Bunu İranda şah Abbas-ı Safeviye gösterin! Kabul ederse mesele yok, etmezse onunla savaşmak caiz olur) demişti. İran şahı kabul etmedi. Savaş oldu. Abdullah han, Horasandaki şehirleri aldı. Buralarını yüz sene önce Safeviler almıştı.

    Bundan sonra, Hindistandaki mezhepsizler el ele verdiler, (O kendini herkesten, hatta Ebu Bekirden daha yüksek biliyor) dediler. Sultan, oğlu Şah Cihanı gönderip, İmamı ve evladını ve yetiştirdiği büyükleri davet etti. Hepsini öldürmeye karar verdi.

    Şah Cihan, bir müftü ile İmam-ı Rabbaniye gitti. Sultana secde caiz olduğunu gösteren bir fetvayı da götürdü. İmam-ı Rabbaninin ihlaslı bir zat olduğunu biliyordu. (Babama secde edersen, seni kurtarabilirim) dedi.

    Hazret-i İmam, bu fetvanın, zaruret zamanında yapılması caiz olan bir ruhsat olduğunu, ancak azimet yönünden secde etmemenin daha iyi olduğunu söyledi.

    Evladını ve arkadaşlarını bırakıp yalnız geldi. Sultan, 11. mektubu gösterip manasını sordu. O kadar güzel ve doyurucu cevap verdi ki, Sultan, yüksek hakikatleri ve esrarı anlayabilecek kabiliyette birisi olmadığı halde, neşelendi ve özür dileyerek İmam-ı Rabbani hazretlerini serbest bıraktı.

    Hasetçiler, Sultanın gayet hoş, tahriklerinin boş olduğunu görünce, Sultana, bir talebesinin yaptığı vaazları hatırlatarak, (Bunun adamları çoktur. Sözleri bütün memlekette yürürlüktedir. Bunu serbest bırakırsak bir anarşi çıkabilir. Hem ne kadar kendini beğenmiş ki, sizi bile küçük görüp, secde ile saygı göstermedi. Hatta, selam bile vermedi) dediler.

    Hazret-i İmam, içeri girince, Sultanı kızgın, azgın, yani hürmet ve değerden kendini sıyırmış görerek, selam vermemişti. Bunlar bahane edilerek Güvalyar kalesinde hapsini emir etti. İki sene sonra yaptığının yanlış olduğunu anlayan Cihangir şah, özür dileyerek hazret-i İmamı hapisten çıkardı. (İsbat-ı nübüvvet, Ümdet-ül-makamat, Berekat)

    Yusuf aleyhisselama da iftira ediliyor. Hapse girmek şeref olsaydı, Hazret-i Yusuf, hapse girmişken daha çok kalmak isterdi. Halbuki bir an önce çıkmak istedi. Bir âyet meali şöyledir:
    ([Melikin adamı olan sakiye] Beni efendinin yanında an, belki beni zindandan çıkarır dedi. Ama şeytan ona, efendisine anmayı unutturdu. Yusuf da, birkaç yıl [yedi yıl kadar] daha zindanda kaldı.) [Yusuf 42]

    Bu olayları sultana isyan etmek gibi gösterip, isyan eden, anarşi çıkaran, Müslümanların kanlarının dökülmesine sebep olan fitnecileri meşru saymak ahmaklık değilse, hainliktir.

    Sual: Sultana isyan edilmez isimli yazınızda, büyük bir tezat var. Bir yerde, (Hiçbir İslâm âlimi, sultana isyan etmemiştir) denirken, bir başka yerde İmam-ı azam Ebu Hanifenin ben kadılık yapmam diyerek sultana isyan ettiği bildiriliyor. Bu apaçık bir çelişki değil mi?
    CEVAP
    Yazıda çelişki yok. İmam-ı azam hazretleri, Ben kadılık yapmam demedi, (Ben kadılık yapamam) dedi. İkisi arasında çok fark var. Mesela sultan ona, (Gel satranç oynayalım) dese, o da (Ben satranç oynamasını bilmediğim için satranç oynayamam) diye cevap verse, bu sultana isyan mıdır, yoksa bilmediğini itiraf etmek midir? Kadılık yapamayacağını bildiriyor. Bu bildirmenin isyan neresindedir? Ama zalim idareciler, (Yalan söylüyorsun) dediler. (Eğer yalan söylüyorsam, yalancıdan kadı olmaz. Doğru söylüyorsam kadılık yapamam diyorum) buyurarak, isyan etmediğini bildirdi. O göreve layık olmadığını bildirmesi isyan mıdır?

  7. Reply
    Alperen saka Ekim 22, 2008 at 10:23 am

    http://alperensaka.tr.gg/

    Bu sitemizi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerini kaynak alarak, Ehl-i sünnet itikadına uygun olarak hazırladık.

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Hadis-i şerifte, (Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılır, yetmiş ikisi Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya Ehl-i sünnet denir. (2/67)

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (İnsanlar, dinde çeşitli gruplara bölündüler. Her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinmektedir.) [Müminun 53]

    Bir kimse, kendi başına Kur’an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri okuyup da doğru yolu bulamaz. İşin ehli olan âlimlere ihtiyaç vardır. 72 sahte altının içine bir tane hakiki altın konsa, bunu sarraflardan başkası anlayamadığı gibi, 73 fırkadan hangisinin doğru olduğunu da ancak Ehl-i sünnet âlimleri anlar.

    Akıl ile doğruyu bulmaya çalışırsak bu çok güç, hatta imkansızdır. Her fırkadaki insan, �Bu fırka doğru yolda� diyor. Bu işte selim olmayan akıl ölçü olmaz. Ölçü olsaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Her fırkaya girenler de, aklına göre bu fırkaları tercih etmiştir. Akla uyulursa, insan sayısı kadar fırka meydana çıkar.

    Piyasada birçok kitap, birçok grup var. Bunlar için bizim iyi veya kötü dememizin bir kıymeti yok. Yani bir insan biz iyi deyince iyi olmaz, biz kötü deyince kötü olmaz. Şahıs ismi kitap ismi önemli değil. Binlerce âlim ve kitap var. Elimizde ölçü olursa rahat ederiz, kendimiz anlarız. Ölçüyü İmam-ı Rabbani hazretleri veriyor:

    Bir hükmün doğru veya yanlış olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. Çünkü Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur’an ve sünnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa görüşü ile, bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Âyet-i kerimede, (Kur�an-ı kerimde bildirilen misaller, çoklarını küfre sürükler, çoklarını da hidayete ulaştırır) buyuruluyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayanlar yanlıştır. (1/286)

    Demek ki doğru olmanın ölçüsü, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına uymasıdır. Yine Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyor ki:

    Allahü teâlâ, İslamiyet�i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz verdi. Allah sözünden dönmez. Bunun için, Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak öğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir.

    Allahü teâlânın sözüne güvenmeli, Ona sığınmalıdır. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.) [Ankebut 69]
    (Allah, kendisine yöneleni doğru yola iletir.) [Şûra 13]
    (Allah asla verdiği sözden dönmez.) [Zümer 20]

    Şu anda çeşitli gruplardaki insanların da, böyle dua etmekten çekinmemeleri gerekir. Hâşâ Allahü teâlâ yanlış bir iş yapmaz. Belki yanlış yolda olabilirim diye düşünerek, Ya Rabbi kimler doğru yolda ise, senin rızan kimlerle ise, bana onları sevmeyi, onlarla beraber olmayı nasip eyle diye dua etmelidir. Eğer doğru yolda ise, duanın bir zararı olmaz. Yanlış yolda ise, ihlasla yaptığı dua sebebiyle doğruya kavuşmuş, kurtulmuş olur. Böyle dua etmekten çekinmemelidir.

    Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe�ye gitmek için niyet edip Paris�e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe�ye varamaz.

    Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan 0 [sıfır] rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikad doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir.

    Bütün dünya bize verilse, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün dertler bize verilse, itikadımız doğru ise, üzülmek gerekmez. Doğru itikadın Ehl-i sünnet vel-cemaat olduğunu İslam âlimleri ittifakla bildirmişlerdir.

    Alperen saka

Bir yorum bırakın

Ziyaettin Tokyay