Geldi Gordu Inceledi ve Yazdi

Hayrettin YENEL
                         Gitti ,Gordu Yazdi
                                             GİTTİ, GÖRDÜ YAZDI. HABERCI :iSTE AVRUPADA

AB Projesi kapsamında, Niğde ekibinde yer alarak Almanya’ya gitme imkanı buldum. Proje kapsamında ziyaret edilen kentler, yerleşim bölgeleri, devlet okulları, mesleki kuruluşlar, özel sektörler, halk eğitimi, teknoloji ve sanatsal müzeleri de içeren proje gezilerinde ön plana çıkan önemli ayrıntıları sizlerle paylaşmak istedim.

Niğde Milli Eğitim Müdürlüğü Ar-ge Bölümü ve bu bölümde görevli Aynur Dasdemir tarafından hazırlanan proje kapsamında gerçekleştirilen Almanya temasları çerçevesinde çok önemli bilgiler elde edildi. Proje ekibi bazen günde üç kuruluşu ziyaret ederek yorucu bir gün sonunda merkeze döndüler. Almanya da ki uygulamaları görme ve ülkemizdekilerle kıyaslama imkanı buldular. Proje ortağı olan ve Almanya’nın Dorsten kentinde bu konuda çalışmalar yürüten Tekin Dağdelen adlı Türk bir girişimcinin organizasyonunda kalınan otel projenin merkezi konumundaydı. Ziyaretlerden sonra dönülen ve kalınan yer Almanya’da yaşayan Türk ailelerine örnek teşkil edecek bir uygulamayı da bizlere çok açık bir şekilde göstermiştir.

ÖRNEK AİLE

Proje ortağı ve organizasyonu yürüten ekibin başında Tekin Dağdelen adlı bir Türk vardı. Dağdelen, 4 yaşında Almanya ya yerleşen ailesinin yanında Alman okullarını başarı ile bitirmiş, yüksek öğrenimini ise yarıda bırakmak zorunda kalmış bir iş adamı. Almanya’nın Konya’sı olarak değerlendirilen Dorsten’da birçok başarılara imza atmış, spor kulüplerinde yöneticilik, Türk-Alman Derneklerinde başkanlık ve bu tür derneklere öncülük etmiş bir kişilik. Kısa sohbetlerde onun Almanya’da nasıl bir mücadele ile başarıya ulaştığını da dinleme imkanı buldum. Almanya’da ilk dönemlerde yaşamak, okullarda başarılı olmanın zorluklarından bahseden Dağdelen, lise yıllarında çok iyi bildiği folklor ve sanatsal faaliyetleri Almanlara öğreterek para kazanmaya çalışmış. Almanya’da başarılı olmasının en önemli sebebinin ise ailesi olduğunu belirten Dağdelen’i kaldığımız otelde sürekli hareket halinde olan çizgi film kahramanı “atom karınca” ya benzetmek sanırım en doğru benzetme olurdu. Dağdelen kalınan merkezde bir dakika yerinde durmayan, bürokratik işler yanında kah bardak yıkayan, kah gruplara şoförlük ve rehberlik yapan, kah elinde yemek ve içecek taşıyan patron değil işçi gibi fedakarca çalışan bir insan olarak gözlemledik. Sadece kendisi değil, eşinin de aynı derecede çalışkan olması, yemekleri yapması, servisi gerçekleştirmesi, temizliği yapması, en yakın akrabalarının yapılan her işin ucundan tutması bizim gözümüzde örnek bir aile görünümünü çoktan hak etmelerini sağlamıştı bile. Bütün bunları yapanların Almanya gibi bir yerde iki oteli, marketleri, barları, daha doğrusu zenginlik içerisinde yapılan bir çalışma olduğu değerlendirilirse bizdeki patronluk havaları ile hiçbir şeye elini sürmeyen iş adamlarımızla kıyasladığımda aradaki farları çok bariz görebiliyorduk. Ülkemizden yurtdışına giden bütün aileler bu örnek aile gibi çalışsalar, başarılarının ülkemize çok şey kazandıracağı kanaatindeyim.

Ziyaretler sonrası arıların kovana döndüğü gibi ulaşım araçları ile döndüğümüz konaklama merkezini ve içerisinde bu işi yürütenleri başarılı bir Türk ailesi olduklarını anlattıktan sonra birazda hayran kaldığım uygulamalardan bahsetmek istiyorum.

TRAFİK SORUNU KALMAMIŞ

Almanya da ilk, gözümüze çarpan konu her şeyi ile insan hayatının rahatlığı ve güveni üzerine kurulmuş olan tarik uygulamalarıydı. Bir kentte olması gereken en önemli olayın insanın hayatını kolaylaştıran unsurlar olduğunu göz önüne alırsak, muhteşem bir trafik uygulamasını anlatmadan geçemezdim. Araçlardan inip konaklama merkezinin önüne geldiğimizde hiçbir şeyden habersiz düzenli bir trafiğin ortasında bulduk kendimizi. Hepimiz çevreyi gözlemlerken ilk dakikaların şaşkınlığı ve uygulamalardan habersiz olmamız nedeniyle bisiklet yolu olarak bilinen bölgede durduğumuzu gördük. Birkaç bisikletlinin üzerimize doğru geldiğini gören proje rehberleri arkadaşlarımızı hemen uyardılar. Kaldırımların bir bölümü tamamen bisikletlilere ayrılmıştı. Nasıl araç trafiğinde yolun ortasından yürüyemiyorsanız bisikletlerin yolunda durmanızda bir trafik ihlaliydi. Bu arada bizde bir türlü olmayan bu yolları bir tarafa bıraksak bile bisiklete binenlerin yaş ortalamalarını değerlendirdiğimizde babaannelerimiz, dedelerimizin Niğde merkezde bisiklete bindiğini gözünüzün önüne getirdiğinizde bu durumu ancak anlama imkânı bulursunuz. Trafikte en önemli uygulama yolların düzeninde gerçekleştirilmiş. Hiçbir araç diğer aracı riske sokmadan sağa, sola dönme ve şerit değiştirme konusunun da bizden faklı birçok uygulama gerçekleştirilmiş. Bu nedenle hiç kimse yolda giderken ne önüne bir araç çıkacağını, nede bir yaya yada bisikletli çıkacağını hesaplamıyor bile. Avrupa’da 7 den 70’e herkes bisikleti kullanıyor ve gidip geleceği yer için öncelikle bisikleti tercih ediyor. Kural koyma ve uygulama bu ülkede muhteşem gerçekleştirilmiş. Kaldığımız 12 günlük süreç içerisinde büyük bir bölümü yağmurlu geçmesine rağmen yollarda insanları etkileyecek bir tek su birikintisi, tek bir trafik kazası görmedik. Yapılan alt yapı ve yolların konumu yağan suların anında ortadan kaybolmasına neden olurken yanınızdan geçen hiçbir araç üzerinize su sıçratmıyor, sizde kaldırımda gezerken oynayan parke taşları nedeniyle elbisenizi kirlenmiyorsunuz. Bu tablo ile şu an ki Niğde’mizi karşılaştırdığınızda ortaya nasıl bir tablo çıkardı, bunu iyi analiz etmek gerekiyor.

ÇOCUK EĞİTİMLERİ

İşin temel bölümünü ise insan eğitimi olarak belirleyen Almanya’da çocuk gelişimi ve ana sınıflarında son derece faklı uygulamalar vardı. Çok küçük bir kent hatta ilçe olmasına rağmen Dorsten’de, çocuklara özel bir eğitim kurumu bulunuyor. 4 aylık bebekten, ortaokul çağındaki çocuklar için özel yapılan okulda ilk göze çarpan okulun her şeyinin çocuklar için yapıldığı şekliydi. Sınıflarda koşuşturan, bağıran çağıran bir tek çocuk göremedik. İki, üç yaşlarındaki çocukların yardım almadan nasıl kendi yemeklerini yediklerini, nasıl kendi işlerini başarı ile yaptıklarını gördükten sonra işin eğitim seviyesini kavramak hiç de zor olmadı. Biz kendi çocuğumuza kesici ve dilici aleti hangi yaşta güvenip veririz sorusuna sanırım birçok aile cevap bile bulmazken beklide 3, 4 yaşında bir çocuğun plastik bir bardağı elindeki ucu çok sivri bir aletle delmeye çalıştığı ve bunu sabırla başardığını görmek açıkçası beni hayrete düşürdü. Hemen yanında oturan bir başka çocuğa zarar vermesi içten bile değilken, ya da kendi eline vücuduna zarar vermesi mümkünken bu sivri uçlu aleti kullanabilmesi açıkçası bizleri etkiledi. Hepimiz çocuklar ilgi ile bakarken içlerinden bir Alman çocuğunun tercüman aracılığı ile “neden bunlar başka konuşuyor” demesi ise bizleri etkileyen çok önemli bir ayrıntıydı.

SANAT ve MESLEK OKULLARI

Bizim ülkemizde Endüstri Meslek Liseleri olarak bildiğimiz eğitim kurumlarının karşılığında Almanya’da kurulan eğitim kurumlarında bir çok bölüm bizde bulunanlardan daha geri planda olduğunu gözlemledik. Bilişim teknolojileri sınıflarında bulunan bilgisayarların yapıları en azından bizim öğrencilerimizin teknolojide daha ileriyi kullandığının bir işareti olarak göze çarptı. Öğrenci yetiştirmede disiplin ve serbestlik kavramlarının çatıştığı bizimle onlar arasındaki farklılık gözden kaçmadı. Birçok sanat okulunda olmayan bölümlerin Almanya’daki okullarda olması ise bizdeki eksikliklerin en bariz yönlerini otaya koydu. Tıp cihazları ve önemli cihazların servis ve onarımlarını yapabilecek bölümlerdeki öğrencilerin şanslı olduklarını gördük. Bir hastanede bozulan bir emar cihazının, ya da çocuk bakım kuvözünün tamirinin günlerce servis elemanı beklediği göz önüne alınırsa bu bölümlerin bizim okullarımızda da en sısa sürede açılmasının önemini söylemeye bile gerek olmadığını düşünüyorum. Bütün bunlara rağmen bizdeki eğitimlerin kalitesi de açıkçası göz ardı edilemeyecek kadar olduğunu da araya sıkıştırmak gerektiğini düşünüyorum.

ÖZEL SEKTÖRE HAZIR ELEMAN

Hepimizin bildiği gibi özel sektörlerde en önemli konu işi bilen eleman bulamama konusunda yaşananlardır. Bu nedenle fabrikalar, kurumlar kendi elemanlarını kendileri yetiştirir ve bunu da çok yüksek maliyetlerle gerçekleştirirler. Bizim gittiğimiz bir kurum bu işi kökten çözüme kavuşturmuş bir istemi içerisinde barındırıyordu. Eleman iş yerinde her şeyi biliyor haliyle geldiğini düşündüğünüzde aradaki maliyet ve zaman kayıplarının ortadan kaldırıldığını gördüğünüzde neden bizde böyle bir uygulama yok demekten kendinizi alamıyorsunuz. Özel sektör ve kurumların katkı payları ile kurulan bir eğitim kurumu, duvar ustasından, fayans ustasına, tekstil işçisinden, marangoz, motor, elektrik, elektronik gibi birçok mesleğe insan yetiştiriyor ve kurumlara hazır yetişmiş eleman hazırlıyor. Kurumdaki inşaat ve yapı uygulamaları bölümünü gördükten sonra Almanya’da gerçekleştirilen konutların estetiğinin, yada kiliselerdeki sanatsal şaheserlerin nasıl gerçekleştirildiği kestirmek hiç de zor değildi. Bütün bunların yanında verilen eğitimlerde kullanılan teknik donanımın insanın nasıl güvenlikli olarak çalışmasına katkı sağladığını da göz ardı etmemek gerektiğini belirtmek isterim.

OTOMOTİV ve MODERN TEKNOLOJİ

İncelemeler arasında Opel otomobil fabrikasına da gitme imkanı bulduk. 30 Km çapında bir alanda kurulan ve lojistik desteğinin büyük bir bölümünü bu alanda kurulan fabrikalardan temin eden otomotiv devinin parmak ısırtan yapısından günlük 1200 ileri teknoloji otomobilin üretildiğini söylediğimde sanırım sizlerde parmak ısıracaksınız. Fabrika girişinde bizlere verilen dinleme aygıtlarıyla rehberi takip etmemiz ve belirtilen fabrika içi yaya yolundan asla dışarı çıkmamamız gerektiği söylendi. İlk bilgilerin ardından ambara benzer bir yere girdik. Kurallara uyarak ikişerli sıra halinde ilk bölümde sadece lazerle kesilmiş farklı şekilleri içeren sac metalleri gördük. Bir süre sonra her inmesinde 90 tonluk ağırlık vuran ve neredeyse saniyede bir adet kaporta parçası üreten dev bir kalıp makinesini gözlemledik. Biraz daha ilerlediğimizde bu parçaları hiçbir el değmeden bant üzerinden alıp bir birine kaynatan ilk otomotiv robotlarını seyrettik. Gezinin yaklaşık 2 saat süreceğini ve iki saatlik bir yürümenin gerçekleşeceğini düşündüğümüzde her geçtiğimiz bölgedeki otomobil üzerindeki şekillenmeyi gözlemledik. Altta biz yürürken üzerimizden yürüyen banttaki parçaları kaportaları, yarım otomobilleri görebiliyorduk. Çalışanlar ise bu olayda mekanik yada elektronik robotlar yerine adeta robotlaşmış insanlar gibiydiler. Her aşamasında bir başka görünüm alan otomobillerin hali bant üzerinde görürken, çalışanların bize bile bakma vakitlerinin olmadığını göz den kaçırmamak gerektiğini de bu arada aktarmış olayım. Bantta ilerleyen otomobilin her parçasını bir kişi takıyor ve bu süre ise 69 saniye olarak işliyordu. Bantta bir dakikalık bir aksamanın 20 milyon TL ek maliyet getirdiği bize aktarıldı. Dakika 10-15 otomobilin üretildiği düşünüldüğünde bu rakamla doğru bir orantıda ortaya çıkıyordu. İşin başında, sac bir levha ile başlayan sürecin tekerlekler üzerinde hareket eden bir otomobil haline dönüştüğü görme imkânı bulduk. Dakikada onlarca otomobilin üretilebildiği ve mısır patlağı gibi banttan inen otomobillere birer sürücü biniyor ve hemen gerekli kalite kontrol testlerine tabi tutuyordu. Tespit edilen küçük bir hata bütün sürecin durmasına neden olacağı için hatasız bir sürecin işlemesi için gereken her türlü tedbirin alındığını bizlere aktarıldı. Bu arada fabrikada üretilen otomobillere yedek parçaların bir bölümünün Türkiye den gittiği haberi ise, açıkçası bizleri gururlandırdı.

GEMİ TAŞIMACILIĞI

Ülkemizde bulunan demir yolu ağının bir başka şeklini sonradan açılmış kanallarla da gerçekleştiren Almanlar bu konuda çok basit bir düşünce ile gerçekleştirdikleri gemi asansörlerini de kullanıyorlar. Açılan kanalların kot farklılıkları yapılan gemi asansörleri ile engelsiz bir geçiş güzergahına dönüştürmüşler. Kömür, demir ve bir çok ağır tonajlı yükleri büyük ve özel tasarımlı gemilerle kanallar üzerinden yüzlerce km uzaklığa taşıyan sistemin denizle olan bağlantılarının da olduğu düşünüldüğünde taşıma maliyeti ve kolaylığının hangi aşamalarda olduğunu görmek daha da kolaylaşıyor.

OKULLARDA GİYİM ŞEKLİ

Avrupa da birçok okul giyim konusunda kendi sistemi ile eğitim veriyor. Ders konusunda belirlenen eğitim programlarında devletin bir eğitim sistemi var ama bu sistem serbest giysi gibi çok önemli bir özelliği de içerisinde barındırıyor. Okullarda Türk ailelerinin çocukları ile birlikte İran, Irak ve diğer İslam ülkelerinden de ailelerin çocukları eğitim görüyor. Kıyafet serbestliği nedeniyle kamusal alan gibi bir sıkıntıda bulunmuyor. Öğrenciler ve öğretmenler istedikleri kıyafetle sınıflarda ders verebiliyor. Gezdiğimiz eğitim kurumlarında ortaokul ve liselerde her sınıfta tesettürlü kızlara rastladık. Okul yönetimin bu konuya bakış açısı ise son derece önemliydi. Dini olarak hiçbir ülke çocuğuna ayrım yapılmadığı, kıyafetleri konusunda da hiçbir yaptırım uygulanmadığını açıkladılar. Her öğrenci özgürce eğitim gördüğü için kıyafet sıkıntısı da yaşanmıyor. Hiçbir okul özel forma yada renk tercihi ile tek tip kıyafet kullanmıyor. Alman okul yöneticileri bu sistemin avantajları yanında dezavantajlarının da olduğunu söylemelerine rağmen tercihin serbestlik ve özgürlükten yana olduğunu da sözlerine ekliyorlar.

İNSAN GÜVENLİĞİ ÖN PLANDA

Almanya’da yapılan her işte, gerçekleşen her olayda insan güvenliği kesinlikle en ön planda düşünülmüş. Örneğin bir inşaat ustasının 25 KG dan fazla kaldırması yasak. Bunun için duvarcılık yapanlar özel bir aletle ağırlığı 25 KG geçen taş yada malzemeler yukarı aşağı, sağa sola götürülürken ustanın çıkacağı yerlere aynı makine vinç görevi görüyor. Bizdeki gibi kısa metrajlı inşaat duvar işçiliklerinde iskele yada eşek tabir edilen üzerine kalas atılmış tahta kullanılmıyor. Çalışan herkes mutlaka baret takıyor. Otomobile binen herkes mutlaka emniyet kemerini kullanıyor. Almanya’da çalışan Türk kardeşlerimizin bizlere dediği birkaç konuyu da aktarayım istiyorum. Almanya’nın, sağlık konusunda insana verdiği değeri, trafik ve yol sistemini, kaliteli iş ve işgücünü, eğitim sistemini çok önemli olarak değerlendiriyorlar.

SANATSAL VE İŞ MÜZELERİ

Yapılan her işin geçmişle olan bağlantılarının koparılmadığı, insanların gezerek bu aşamaları gözlemlediği birçok sanatsal ve iş akışlarını görsen müzeleri de gördük. Geçmişten bu güne bir meslekte kat edilen yollar, tahta tekerli araçlardan Japon harikası robot Asimo’ya kadar teknolojideki ilerlemelerin adım adım anlatıldığı bölümler bizleri adeta büyüledi. Su değirmeni ile çalışan tekstil ve dokuma makinelerinden, otomotiv sektöründe kullanılan çok fonksiyonlu sabit robotların maharetleri görülmeye değerdi.

İSLAMI YAŞAMAK

AD bulunan ülkelerin arasında İslam ülkesi olan hiçbir ülke olmadığını hepimiz biliyoruz. Almanya’da da tablo aynı. Yıllar önce gurbete giden Türkler kendi inançlarını yaşamak için bulundukları bölgelere kendi imkanları ile camiler ve mescitler yapmışlar. Çok fazla yaygın olmasa da yaşadıkları yoğun olan bölgelerde cami ve ibadet yerlerine rastlamak mümkün. Gittiğimiz Dorsten’da bir adet diyanete ait kompleks, bir tanede Türkiye’de ki gibi kendilerine özel ibadet hane ve bölge oluşturan başka İslami bir grubun camisi vardı. İkisinin de minaresi yok ama Diyanete ait olduğu belirtilen kompleks daha işlevli ve kalabalık gözüküyordu. Türkler ibadetlerini bu yerlerde gerçekleştirirken işin en önemli ayrıntısı ise ezanın ibadet edilen camilerin içerisinde okunmasıydı. Yurt dışından gelen gurbetçilerin, “ orada ezan sesine hasretiz “ şeklindeki cümlesinin ne anlam taşıdığını şimdi daha iyi anlıyorum. Türkiye’de ise kiliselerin çanlarının çalmasına hiçbir kısıtlama getirilmemesi bizim ne kadar hoşgörülü bir millet olduğumuzu çok açık bir şekilde göstermektedir. Geçmişte çok sıkıntılar çekilmesine rağmen büyük şehirlerde minareli camilerin de olması, Türklerin inançlarını yaşamaları açısından son derece önemliydi.

PROJE İÇERİĞİ

Niğde İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Hayat boyu öğrenme programı,

Leonardo Da Vinci WI-COVED-ON – VETPRO, Mesleki Eğitimde Nerdesiniz?” adlı proje AB tarafından kabul edilince Milli Eğitim, Sendika ve Özel Sektör’ü de içine alan bir proje ekibi oluşturdu. Projenin amacı ülkemizdeki mesleki eğitim ve iş günün AB ülkeleri arasındaki faklılıklarının tespiti ve iyi olanlarının kendi ülkemizde ilimizde uygulanması olarak değerlendirilebilir. Proje Niğde Milli Eğitim Müdürlüğü Ar-Ge Bölümü tarafından hazırlandı. Proje Milli Eğitim Müdürlüğü Ar-Ge bölümünden Aynur Daşdemir tarafından yürütülüyor.

Not;nigdehaberci.com

Ziyaettin Tokyay