Insanin maksadi mabududur

İnsanın maksadı mabududur
İnsanın, Allahü teâlânın marifetine kavuşmasına mani olan en kuvvetli düşman, nefsin arzularıdır. Bu arzular bitmez ve tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır. (Maksudun, ma�budundur) sözü meşhurdur. Casiye suresinin yirmi üçüncü âyetinde mealen; (Nefsinin arzularını ilah edinen kimseyi gördün mü?) buyurularak, bu hâl haber verilmektedir.

Ayn-ül-Kudat hazretleri bir sohbetinde şöyle anlatmıştır:
�Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; (İnsanlar üç kısımdır. Birinci kısım, hayvanlara benzer. İkinci kısım, meleklere benzer. Üçüncü kısım, Peygamberlere benzer) buyurmuştur. Birinci kısımda olanların maksadı, hayvanlar gibi yiyip içmektir. Bunlar hakkında A’raf suresinin yüz yetmiş dokuzuncu âyet-i kerimesinde mealen buyuruldu ki: (Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir. Belki daha da aşağıdırlar.) İkinci kısımdakilerin maksadı, melekler gibi tesbih, namaz, oruç gibi ibadetlerdir. Üçüncü kısım insanların maksadı ise, muhabbetullah ve Allahü teâlâya teslim olmaktır.�

Hallac-ı Mensur hazretlerine, “Talebe, mürid kime denir?” diye sual edildiğinde, “Mürid, maksadı Allahü teâlâ olan ve Ona kavuşmayınca hiçbir şeye meyletmeyen kimsedir” cevabını vermişlerdir.

İbrahim-i Havas hazretleri buyurdu ki:
“İyi insanların, bütün varlığı ile bağlı olduğu muradı, maksadı, Allahü teâlâ olmalıdır.”

Bir kimsenin ilim tahsil ederken maksadının ne olması gerektiği Ahmed Gazali hazretlerine sual edildiğinde, cevaben şöyle buyurmuştur:
�İnsanın okumaktan gayesi, maksadı, kalbini kötü huylardan temizleyip, faziletlerle süslemek, gelecekte ise Allahü teâlâya yakın olmak ve yakınlık mertebesine kavuşmak olmalıdır.”

Ali Müzeyyen hazretleri buyurdu ki:
“Bir kalbde, ahiret arzusu çoğaldıkça, dünya düşüncesi o kalbden kaybolur.”

Bir insanın maksudu; arzusu, teveccüh ettiği, özendiği, sağ kaldıkça ele geçirmek istediği ve ele geçirmek için, her zillete, alçalmaya katlandığı, hiç vazgeçmediği şey ise, bu maksudu, ma�budu olur ve bu hâli ibadet olur. Çünkü ibadet, zilletin son derecesidir.

Allahü teâlâdan başka ma�bud tanımamak için, Ondan başka maksud olmamak, Ondan başka murad olmamak lazımdır. Bunun için de, (La ilahe illallah) derken, Ondan başka maksud olmadığını bilmek lazımdır.

Bir kimse, maksadına kavuşmak için, Allah göstermesin dinin dışına çıkarsa, farzlardan birini bırakır, bir haram işlerse, mesela namazı, orucu bırakır veya içki içerse, bu maksudu, onun ma�budu, ilahı olur. Maksudu için dinin dışına çıkmazsa, onu ele geçirmek için, haram işlemezse, din, o maksudu reddetmez, men etmez ve onu maksud bilmez. Onun maksudu yalnız Allahü teâlâdır ve Onun dinini gözetmektir, der. O maksuda karşı, o kimsede, yaratılış icabı, bir arzu hasıl olmuştur. Fakat, bu arzusu, dine olan arzusunun miktarına yetişememiştir.

Maksadı dünya olan, herkese sıkıntı verir ve her şeyden şikayet eder. Herkese sıkıntı veren, kibirlidir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir. İnsanın kendini beğenmesi de kibirdendir. Kendini beğenmesi, kendini sevdiği içindir. Kendini seven, başkasını sevemez.

Mütevazı kimse, kendini beğenmez, kibirlenmez, insanlara tepeden bakmaz. Bunun için, herkesi sever ve herkes de onu sever. Mütevazı demek, ölmüş demektir. Ölü, kimseyi şikayet etmez, ölüyü şikayet eden de olmaz.

Kim toprak gibi mütevazı olursa, her nimete kavuşur. Bir parça yükselse, su o toprakta durmaz. Din Büyüklerinin feyz ve bereketine kavuşmak için toprak gibi mütevazı olmak lazım. Rahmete kavuşmak için toprak olmak lazım. Ebu Bekr-i Dükki hazretleri buyurdu ki:
“Bir kalbde Allahü teâlâya kavuşmak arzusu doğar, bu aşkla yanarsa, beşeriyet kötülükleri o kalbden ayrılır.”

Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Akıl sahibi, nefsini ezip, ahirette lazım olan şeyler için çalışır. Ahmak, aptal olan da nefsinin arzuları peşinde koşup, Cennete götürmesi için de, Allah�a dua eder.)

Kulun dileği ve isteği sadece sahibi ve sahibinin dileği olmalıdır. Başka, hiçbir dileği bulunmamalıdır. Böyle olmazsa, kulluk bağını koparmış olur. Naziat suresi kırkıncı âyetinde mealen; (Kim Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arzularından men ederse, varacağı yer şüphesiz Cennettir) buyurulmuştur.

Hep, kendi isteklerinin arkasında giden bir kul, kendi keyfine, arzusuna esir demektir. Kendi nefsinin kölesidir. Hep, melun şeytanın emirlerini yapmaktadır. Hakim-i Tirmizi hazretleri buyurdu ki:
“Kimin arzusu din, yani ahiret olursa; bu hayırlı düşüncesi hürmetine, dünyevi işleri de ahiret işi haline gelir. Bir kimsenin düşüncesi de dünya olursa; niyetinin bozukluğu sebebiyle, ahiret işleri de dünya işi haline gelir.”

Nefsinin kötü arzularına, zevklerine kavuşmak için çalışıp para kazanmak ve çalışırken helali haramdan ayırmamak, başkalarının haklarına saldırmak, onlara olan borçlarını ödememek, dünyaya düşkün olmayı gösterir. Dünyaya düşkün olmak, büyük günahtır. İmam-ı Şafii hazretleri buyuruyor ki:
�Kimin düşüncesi, arzusu, maksadı yemek içmek ise; kıymeti, barsaklarından çıkardığı kazurat kadardır.�

Yazarimiz ;Alp eren sakanin yazisi

Ziyaettin Tokyay