Mahkeme Milleti Rencide Etti

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Anayasa Mahkemesi’nin kararını değerlendirdi. Bahçeli, ”Anayasa Mahkemesi milleti rencide etti” dedi.

Devlet Bahçeli: “Bir biri ardına yaşanan şok dalgaların, kapatma davası sonrası hükümetin adaleti dışarıyla ihbar ve ikayet ederek hedef tahtası haline getirildiği, anayasal yargının yasama organının yetki alanına müdahale ettiği bir süreç yaşanıyor. Cumhuriyetin temel kurumları arasında yetki tartışması yaşandığı bu kargaşa ortamı çok ağır risklerle bizi karşı karşıya bırakmıştır. Özellikle ikisi hayati önem taşıyor. Yönetilemeyen siyasi krizin ağırlaşarak anayasa krizine dönüymesi ve bunun sonucu bir rejim bunalımının yaşanması ihtimalidir. Bu yersiz bir endişe olarak görülmemelidir. Siyaset kurumunun en acil görevi demokrasiyi içine girdiği darboğazdan çıkarmaktır.”

“Hiçbir siyasi hesap bundan daha önemli ve öncelikli değildir.”

“Toplumsal çeteleşmelerin artması ve bunun yaratacağı ağır tahribattır. Gerilim, çatışma yorgunu olan Türkiye bir yol ayırımına girmiştir. Geleceğimizi tehdit eten en büyük tehkile, kamplaşma, bölünme ve çatışma sürecidir. Türkiye’nin milli ve manevi değerleri, devletin temel yapısı siyasi ve sosyal gerilim hattına dönüştürülmüştür.”

“Bu süreçte etnik temelde bölünme, inanç temelinde cepheleşme, mezhep temelinde dışlama, devletin ana ilkeleri temelinde ayrışma ortaya çıkmıştır. Başörtüsü meselesi etrafında yaşananlar manevi değerlerin istismar aracı olarak kullanılmasının sonuçlarıdır. Bunu ve cumhuriyetin temel değerlerini sürekli çekişme konusu yapan zihniyetler içine saplandığımız kör çıkmazın mimarları olmuştur. Bu kutuplardan birisi inanç hortumcuları, diğeri de laiklik istismarını rant kapısı olarak gören siyaset misyonerleridir. Bu karşıt kutupların istismar politikaları sonucu laiklik ilkesi ile din ve vicdan özgürlüğü bir birlerinin karşıtı olarak görülmüş, kavga çıkarılmış ve laiklik savunucusu ve karşıtı gibi ayırımlarla kamplara bölünmüş ve husumet cephesinin tohumları atılmıştır. Bu iki zıt siyasi gelenekle bunların müttefikleri büyük bir engeldir. Bunlar milletimiz tarafından çok iyi bilinmektedir.”

“CHP de işlerin bu noktaya gelmesindeki sorumluluğu üzerinde ciddi bir hesap yapmalı ve kendisine bir hayır getirmeyeceğini görmelidir. AKP’nin tutumu isi samimiyet ve güven konusunda bir çok soru işareti bırakmıştır. AKP, başörtüsü düzenlemesinin ilerine ilk ve ortaöğretime yaygınlaşacağı ve kamu hizmetinde çalışanların da bu haktan yararlanacağı konusundaki tereddütlere karşılık güvence verememiştir. Endişeleri adeta körüklemiştir. Başörtüsü konusunda iki parti arasında varılan mutabakatın yasal düzenlemeler kısmını ortaya koymaktan cayması olmuştur. Ek 17. madde değişikliği üzerinde bir mutabakat metni yokmuş gibi davranarak kafa karışıklığının oluşmasına neden olmuştur. Süreç başladıktan sonra parti içindeki bazı mihrakların bundan pişman olduklarına dair beyanları olmuştur. Tuzağa düştükleri yönündeki sözleri ve yandaş basındaki karalama kampanyaları AKP’nin samimiyetini gölge düşürmüştür. Bizim için şaşırtıcı bir yönü bulunmamaktadır. Burada asıl önemli olan temiz duyguları istismar ederek aldattığı milyonların ne düşündüğüdür.”

“Başörtüsü serbestisi sonrası bir baskı ortamı oluşacağı ve bu serbestinin zaman içinde yaygınlaşacağı endişeleri giderecek girişimlerde bulunulsaydı işler bu noktaya gelir miydi? AKP’nin dışında kalacağı bir parlamento sonucu bu değişiklik yapılsaydı aynı sonuç çıkar mıydı? Gelmezdi ise, bu durumda başörtüsü konusunun hangi siyasi durumun kurbanı olduğunun cevabı verilecektir.”

“Ana Muhalefet Partisi, Anayasa Mahkemesi’ne götürmüş, ve mahkemenin tartışmalı kararı 5 Haziran günü açıklanmıştır. Karar üzerine aynı gün yaptığımız açıklamada, iptal karının hukuki ve siyasi yansımaları toplumsal etkileri doğal ve kaçınılmazdır. Milli vicdan, demokratik parlamenter sisten ve toplumsal dayanışma yara almış, yasama organının görev alanına giren anayasal yargı yıpranmış ve marjinal bir azınlık grubun dışında hem cumhuriyeti ve inançları bir arada yaşama iradesine sahip olan kitleler rencide olmuştur. Bu durum, toplumsal vicdanda yankı bulan bu gerçekleri dile getirmemize mani değildir. Sosyolojik bir gerçeği olan başörtüsü sorunu ortadan kalkmamıştır. Kangren haline getirilmiştir. Çözümsüzlüğü malumun ilanı mantığı ile kabullenmek değil,. Makulün ilamı haline getirebilmek basiretidir. Gelinen bu çıkmaz karşısında şimdi herke parlamentonun toplumsal bir sorunu çözmesinin hiçe sayılmasının ne kazandırdığını çok iyi düşünmelidir.”

“Bu sorunu değerlerin çatışması yerine kucaklaşması yoluyla makul bir çözüme kavuşması için çabalıyoruz. Bu yasağı devletin korunması mantığıyla görülmesini kabul edilebilir bulmuyorum. Laiklik ilkesini yıkmayı amaçlayan bir girişim olarak görülmesini asla kabul edemeyiz. Bu ilkelere bağlı ve her türlü şaibenin dışındayız. Bu konuda kimse ile tartışmayacağımızı, bu alanda kimsenin bizi töhmet altında bırakamayacağını ifade etmek isterim. İptal kararı ile başörtüsü konusunda bir içtihat tesis edilmiştir. Yeni bir döneme kadar bu konu Türkiye’nin gündeminden çıkarılmıştır. Bu sürece değişmeyen ilkelerimiz doğrultusunda katkıda bulunduğumuz için tam bir gönül rahatlığı içindeyiz.”

“Anayasa Mahkemesinin hukuki olmaktan ziyade siyasi iptal kararı yetki aşımı ve yasama organının görev alanına müdahale eden yüce mahkemenin meşruiyeti sorununu ortaya çıkarmıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi bu çerçevede vazgeçilmez bir ön şart ve hayatiyet kaynağıdır. Anayasal yargının bazı kararları milli iradeye müdahale açısından çokça sorgulanmıştır. Meclisin yerine geçerek kanun yapıp yapamayacağı bu tartışmaların temeli olmuştur. Anayasa’da açıkça görev ve yetkileri tanımlanmıştır. Kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak tarzda yeri bir hüküm veremeyeceği hükme bağlanmıştır.”

“Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini iptal kararı, yasama organının görev alanına müdahale olarak görülmüştür. Esasa girmesi, mahkemenin kararına siyasi nitelik kazandırmıştır. Bu tespiti herkes doğru yapmalıdır. Çok uç örneklerden hareketle haklılık temeli kazandırma çabalarından medet ummayı bırakmalıdır. Kaynağını anayasadan almayan bir yetkiyi kullanmaya yer yoktur. Anayasa Mahkemesi parlamento kayyumu değildir. Anayasal yargının da milli iradenin tecelli ettiği yer olan meclisin iradesini hiçe sayarak müdahale etmemesi kuvvetler hiyerarşisinden sakınması çok önemlidir.”

“AKP karara gereken tepkiyi göstermemiştir. AKP kararın muhatabının meclis olduğunu, siyasi partilere bu bağlamda görev düştüğünü söyleyerek kendi görüşü konusunda kamuoyunu karanlıkta bırakmışlardır. Erdoğan her nedense derin bir sessizliğe gömülmüştür. İktidar partisi olarak ilk önce kendilerinin ne düşündüğünü açıklamaktan kaçınan Başbakan, senaryoları tartışma fırsatçılığını seçmiştir. Soruyorum, parlamentodan ne bekliyorsunuz. Parlamento hukukuna sahip çıkılması için bazı düzenlemeler öngörüyorsanız belirleyici sizsiniz. Önce somut görüşlerinizi kamuoyuna açıklayın. Bunu yapmadığınız sürece meclis neyi tartıyacaktır? MHP demokratik rejimin krizden çıkarılması ve normalleşme sürecine katkıda bununması için her öneriyi iyi niyet ve samimiyetle değerlendirmeye hazırdır. TBMM başkanının önerisine gelince, yeni bir anayasa yapılması ve senato sistemini tartışmaya açmış ve liderleri bir toplantıya davet edeceğini belirtmiştir. Yeni anayasa yapılması konusu 22 Temmuz sonrasında AKP tarafından gündeme taşınmış ve nabız yoklanmıştır. Böyle bir durum siyasi istikrarla mümkün olur. Bugünkü şartlarda mümkün değil. Siyasi normalleşme süreci başlatılmadan, bu siyasi tablo değişmeden yeni anayasa hazırlanması doğru değildir. Sipariş anayasa taslağının milli devlet düzeni ile, kimliğini tartışmaya açacak hükümler içerdiği bilinmektedir. Geniş tabanlı bir uzlaşma zemininde yeni bir anayasayı imkansız kılan bir husus var. İki meclisli sistem bakımından da bu geçerlidir. Senato geçmişte denenmiş ve tartışılmış bir konudur. Kendisinden beklenen fonksiyonunu yerine getiremedeği sonuçları doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin yükünü nasıl azaltacağını anlamak da mümkün değildir. Seçimlerde tek başına çoğunluk kazanan parti her iki organda da aynı ölçüde yetki sahibi olacaktır. Yasama organanın bir parçası olan senatonun böyle bir yetkiyle donatılması düşünülemez. TBMM başkanının endişe ve düşüncelerinin açıkça ifade edileceği serbest gündemli toplantı iyi niyetli bir düşüncedir. Ancak parlamentonun görüşlerini yansıtan bildirilerin kamuoyuna duyurulması dış politikaya ilişkin meselelerde başvurulan bir yöntem olmuştur. Ancak iç mesele ile ilgili olarak böyle bir yöntem uygun bulunmamaktadır. Böyle bir davet gelmesi durumunda MHP detaylarıyla değerlendirmede bulunacak ve kararını ona göre verecektir.”

“Herkes bu kritik geçiş sürecinde soğukkanlılığını korumalı. Önemli olan demokrasi aracının bu virajda devrilmemesidir. TBMM krizden tıkış ve normalleşme yolunda üzerine düşeni yapmalı ve soruna demakrasi içinde çözüm bulmalıdır. Esas olan demokratik rejimi korumaktır. Bu günkü krizin demokrasi korunarak atlatılacağına inanıyoruz. TBMM açıktır ve görevinin başındadır. Türkiye’nin hükümetsiz kalması düşünülemeyecektir. Bunu kapatma davasının sonucu beklenmeden yapılması gerekiyor. Milletin hakemliğine de başvurulabilir. AKP ve CHP hiç olmazsa şimdi rejimin dengeye oturması için siyasi sorumluluk noktasında buluşmalıdır. Gerilim stratejisiyle sonuç alınabileceği beklentisinden vazgeçmeliler. 301 milletvekili ile siyasi istikrarın tesisi için yeni bir oluşum kurması bir çıkıştır. İstikrar hakim kılınarak normalleşme sürecinin açılması dışında bir amacımız bulunmamaktadır. AKP’nin parçalanması ve Erdoğan’ın tasfiyesi gibi niyetleri bize addedenler, klanlanmanan kopyalama olduğunu unutmuş görünmektedirler. AKP’nin bu düşüncemize itibar edip etmemesi kendilerinin düşüncesidir. Bizim endişe ve telaşımız demokratik rejimin kurtarılmasıdır. MHP hiç bir siyasi partinin enkazı üzerinde kendi geleceğini aramaz. Kapatma davasının bir an önce sonuçlanması büyük önem taşımaktadır. kapatma davası nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türkiye’de yeni bir dönem açılacaktır. Herkes bunu iyi okumalıdır.”

Kaynak : Yukarı

Ziyaettin Tokyay