Osmanli Hanedanina Olum

Osmanlı Hanedanına Ölüm!…
Ahmet ANAPALI | habervakti
04 Mart 2010 Perşembe 15:59Vatansızlığa mahkum edilen bir aile…
Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, bebek tam 155 kişiydiler. Osmanlı hanedanının tamamı bu 155 kişiydi…
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3 Mart 1924’te kabul ettiği “ 431” sayılı kanun gereği apar topar beş parasız Türkiye dışına çıkartıldılar. Şehzadelere 24 ile 72 saat, kadınlara bir haftayla 10 gün arasında önem sırasına göre değişen süreler tanınmıştı.
4 Mart 1924 gecesi İstanbul valisi Haydar Bey ve İstanbul Polis müdürü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3 Mart 1924 günü kabul ettiği kanun maddesi gereği Dolmabahçe Sarayına gelerek Abdülmecid efendiye durumu bildirdiler. Ve hemen o gece sarayda ne kadar insan varsa hepsini arabalara bindirip Sirkeci tren garından İsviçre’ye kadar bütün Avrupa’yı dolaşan “SİMPLON” isimli trene bindirildiler.

Empati yapın o gece apar topar cebinde 5 kuruş para olmaksızın evlerinden alınıp bilinmeyen bir yere doğru giden bu trene binenlerden biri de siz olsaydınız ne düşünürdünüz… Sadece padişah eşleri olan kadınefendilerden ve hanımsultan ve eşlerinden boşanmaları şartı ile damatların yurtta kalmalarına müsaade edilmiştir.
İkişer bin İngiliz lirası ile sürgüne gönderilen hanedan mensuplarının Türk vatandaşlıkları ellerinden alındı Türkiye’ye girmeleri, Türkiye’den transit geçmeleri ve Türk topraklarında gayrimenkul edinmeleri yasaklandı. Mal varlıklarının tasfiyesine karar verildi.

Sürgün, hanedanın kadın mensupları için 28 erkekleri için 50 sene sürdü. Kadınlara 16 Haziran 1952 de Adnan Menderes döneminde çıkartılan bir kanunla hakları iade edildi. Erkekler ise bu haklara ancak 1974 deki genel af yasasıyla kavuşabildiler. Padişah torunlarının bir kısmı Türkiye’ye döndü, bir kısmı dönecek imkân bulamadıkları için yerleştikleri ülkelerde kaldılar.

Osmanlı hanedanının sürgün dönemi son derece maceralı geçti. Çoğu hayatını çok zor şartlar altında sürdürdü. Beş parasız, yurtsuz, bodrum katlarında, soğuk ve yağmurlu caddelerin kaldırımlarında, duvarlarından şırıl şırıl suların aktığı rutubetli odalarda can verdiler. İtildiler kakıldılar horlanıldılar aç kaldılar. Buz gibi havalarda kamyon kasalarının içlerinde donarak öldüler ama asla Türkiye ya da Atatürk aleyhinde en küçük bir söz söylemediler.

Hamallık yaptılar, mezar bekçiliği yaptılar, inşaatlarda kum taşıdılar, lağım temizlediler, suikastlara kurban gittiler açlıktan öldüler ama asla kimseye el açmadılar. Bugün pek çoğu kimsesiz, duvar kenarlarında ölen sokakta yaşayan insanların ölülerinin gömüldüğü belediye mezarlarında yatmaktadır.

Çoğu geceler aç yatan, gazete kağıtlarına tütün sarıp içen ve öldüğü gün mahalle esnafına olan borçlarından dolayı “tabutuna” haciz gelen 36. Osmanlı padişahı Sultan Mehmed Vahidettin İtalyan kralı “Emanuel’in; — İtalya’nın her şehrinde benim şatolarım var istediğin birini seç ve orada rahat yaşa” teklifini kibar bir dille reddetmiş bu hareketinin sebebini soran ”Tahir” beye de ; “—Azizim Tahir bey ben bir İslam halifesiyim. Bir halifeye gayrimüslim bir kraldan gelen yardımı kabul etmek yakışır mı?…” demiştir. Bu dik duruş bugün hangimizde bulunmaktadır.

“–Biz Söğüt’ten elde kılıçla çıkıp Viyana’ya kadar gidenlerin torunuyduk.Biz hiçbir vakit Türkiye’nin fenalığını düşünmedik. Ama bu memleket 600 sene hizmet ettikten sonra bir gece ansızın hazırlanmamıza bilr müsaade edilmeden apar topar kovulduk.Diş değiştirirken kovuldum, Saçlarıma ak düştüğünde geriye dönmeme izin verildi”.

Sultan Reşad hanın torunu EMİNE MUKBİLE OSMANOĞLU

Gurbeti vatansızlığı anlayamazsınız. Hepimizin evinde Türk toprağı vardı. Yıllarca başucumda Çamlıca toprağı ile yattım. Aç kaldım, hamallık yaptım her işi yaptım. Keşke Türk topraklarında olsaydım da yine aç kalsaydım….

Sultan Abdülhamid hanın torunu Osman NAMİ OSMANOĞLU

Ne hazin bir hayat hikayesi değil mi?…

Muhabbetle…
Kaynak habervakti

Ziyaettin Tokyay