SAMI SELCUKTAN DEMOKRASI DERSI

Sağlıklı bünye sessiz çalışır; sancısızdır. Sağlıksız bünye ses verir; sancı diliyle konuşur.

Zira her sancı, anlayana bir uyarıdır, sağlıksızlığı dışa vuran.

Zamanında el atılırsa, iyileştirilme olasılığı yüksektir.

Toplumda, rejimde yaşanan olaylar / olgular da öyle.

Demokrasimiz çok sancılı. Bunu sıklıkla dışa vuruyor. Sancılar kimi zaman öylesine şiddetli oluyorlar ki, gücü, soluğu kesilen demokrasi işlemiyor; yönetemiyor.

Bizler ise, sancılı bölgeye buz koymakla yetiniyoruz. Sancı dinince hiçbir şey olmamış gibi rahatlıyoruz.

Sonucu görüyoruz, ama nedenini araştırmıyoruz. Kendimizi aldatıyoruz. Çünkü geçici olarak dinen sancı bir süre sonra yeniden başlıyor.

Kuşkusuz kökten iyileştirmenin yolu, uyaran sancının nedenini bulmaktır; tanıyı doğru koymaktır.

İlkin, şu soruya doğru yanıt vermeliyiz: Gerçekten yaşanan bu sancılara doğru tanı koymada, kendimiz pahasına da olsa iyileştirmede içten, dürüst ve kararlı mıyız; demokrasiyi bütün ilkeleriyle ve kurumlarıyla gerçekleştirmek istiyor muyuz?

Bu soruya ‘evet’ diyorsak, sancının nedeni ve yapılacak iş bellidir: Türkiye’de yürütme erki (iktidarı), erk olmanın ötesinde sınırlandırılması zor bir güce dönüşmüş; öbür iki erki, yani yasamayı ve yargıyı kuşatmıştır.

Anayasa istediği kadar egemenliği kullanan erkler arasında eşitlik ve görevsel işbölümünden / ayrılığından söz etsin, hukuksal düzenlemeler bu eşitlik ve görevsel işbölümünü gerçekleştirmek şöyle dursun, tam tersine eşitsizliği ve kuşatmayı; dolayısıyla çatışmaları kışkırtmaktadır.

Bütün erklerin üstünde ve başında bulunan ve özellikle yürütme erkinin içinde yer alan devlet başkanı / cumhurbaşkanı, yargı erkinin doruğundaki organlara yargıçlar, başsavcılar, yargı bağımsızlığının güvencesi bulunan Hákimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna üye seçebiliyorsa, erkler arasında eşitlikten ve birbirine karşı bağımsızlıktan söz edilebilir mi?

Parlamenter demokraside, yürütmenin başında elbette çoğunluk partisinin başkanı olur, doğal olarak.

Ancak uygulamada parti başkanları, milletvekili adaylarını ve bakanları belirlemede tek ve son söz sahibi iseler, ortaya çıkacak yasama (organı), artık özerk / bağımsız bir kurul değil; bir topluluktur / cemaattir.

Yürütmenin başı, istese de istemese de, artık özgür bireyler arasından çıkan, yani ‘eşitler arasında birinci’ (primus inter pares) olan kişi değil, tapan inanmışlar (mü’minler) içinden, ast-üst ilişkisi bulananlar arasından çıkan ve astları belirleyen kişi olacaktır.

Parti başkanına bağımlı bir insan, vekáleti halktan/milletten değil, ancak genel başkanından alır. Yasamaya yansıyan, halkın / milletin iradesi değil, genel başkanın iradesidir.

İşin doğası gereği, bu sonuçlar kaçınılmazdır. Tıpkı, ısınan metalin genleşip oylumunun artması gibi.

Bu gerçeği Merhum Menderes, acımasız, ama eğip bükmeden dile getirmişti: ‘Odunu aday göstersem, milletvekili oluyor’.

Eğer bir ülkede parti genel başkanı olan başbakan, halktan söz etmeksizin, ‘Ben istemeseydim, hiçbiriniz seçilemezdiniz’ diyebilecek kadar güçlü ise ve bu da doğru ise, yasama organı yürütmenin buyruğunda demektir.

Dikkat edin. Türkiye’de, milletvekillerinin yasa önerileri hemen hemen hiç yasalaşmazlar. Sadece yürütmenin taslakları yasalaşırlar.

Bu koşullarda oluşan bir yasama organının yürütmeyi denetleyebileceğine inanmak safdilliktir. Eğer orada muhalefet de, yeterince etkili ve iktidar seçeneği değilse, yürütmeyi durdurabilecek hiçbir karşı güç yok demektir.

Böyle bir ortamda Hitler’lerin çıkması değil, olsa olsa çıkmaması şaşırtıcıdır.

Yürütme başkanının atadığı bakan Hákimler ve Savcılar Kurulunun Başkanı, bakanın atadığı müsteşar üyesi ise, yargıçlar ve savcılarla ilgili işlemlerde girişim ve denetleme gücü, bakanlık görevlilerinin elinde ise, o ülkede yargı bağımsızlığının varlığından söz edilemez. Yürütmenin egemenliğinden söz edilebilir, ancak.

Kimse zaman zaman yasama içinde genel başkanına karşı çıkanların, yargıda doğruları dile getirenlerin çıktığına bakarak sonuç çıkarmaya kalkışmasın; kendini aldatmasın.

Hukuk, ne kahramanlar içindir ne de kahramanlar yaratmak içindir. Hukuk, sade ve sıradan insanlar içindir.

Özetle yapılacak iş, sancıları buz ile dindirmek değil, sancıları doğuran yasal düzenlemeleri değiştirmek; erkler arasında eşitliği sağlamaktır.

Başta Anayasa, Siyasal Partiler ve seçimle ilgili yasalar olmak üzere bütün yazılı hukuk a’dan z’ye değişmedikçe Türkiye’de demokrasinin sağlıklı yapılandırılması bir düştür.

Korkulardan, kuşkulardan doğan sancılar, bunalımlar ancak böylelikle önlenebilir. Gerisi boş sözdür.

NOT YAZININ BASLIGINI BEN DEYISTIR DIM AMA BENIM 20 YIL ONCE YAZDIKLARIM VE SECIMLERDE SOYLEDIKLERIM !!!BOYLE DEMOKRASI OLAZ

Star

Ziyaettin Tokyay