Yigit Bulutdan Yigitce Sozler !

Yiğit Bulut’tan ilginç iddia
Doğan Grubu’ndan yaptığı ani ayrılık ile gündeme oturan Yiğit Bulut, gündeme ve Ergenekon’a ilişkin çok çarpıcı ifşaatlarda bulundu.
Aksiyon
Yiğit Bulut, Türkiye’nin önünün tamamen açılması için Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha başbakanlık koltuğunda oturması gerektiğini söylüyor. Bulut’a göre asıl tehdit, yılda 50-52 milyar dolar faizi cebine indiren yerleşik düzen.
Yoo, o anlamda değil. Yerleşik düzenin olması, irtica masalının zaman zaman birileri tarafından ortaya atılması, Türkiye’de esas kavganın aslında bir iktidar kavgası olması, finansal bir çıkarın kavgası olması; bütün bunları anlatırken, insanlar şöyle düşünmesinler diye nötr olduğumu söyledim: “Acaba Doğan Grubu’ndan ayrıldı, onlara kin ve nefret mi besliyordu? Ondan mı bunları ifade ediyor?” Hayır, bu 10 yıl içinde Türkiye’deki yerleşik düzeni çözdüm. 10 yıl bir doğum süreciydi benim için. Süreç sonunda bu fikirlere erişebildim, bunları görmeye başladım.

Hürriyet Gazetesi’nin manşetini ‘411 El Kaosa Kalktı’ diye atan zihniyet, beni orada istemez. Türkiye’nin yılda 52 milyar dolar faiz ödemesi, irtica yalanıyla askerin kışkırtılması, 28 Şubat süreci nin teşvik edilmesi, gidip bunların toplantılarına katılınması, budur benim için kaos.

Tarihe bakarsanız, Almanya’nın Osmanlı’da verdiği savaşı görürsünüz, kontrol etme, ele geçirme, nüfuz savaşını… Osmanlıyı mahveden Almancılıktır. Aynı savaş devam ediyor. Kim Türkiye’ye hâkim olacak? Amerika mı, Almanya mı, İngiltere mi, Anglosakson güçler mi, Avrupa içinden başkaları mı? Böyle bir yapıda mutlaka gazetecilere başka zihniyetlerden enjeksiyonlar yapılıyordur. Bunu özel biri için söylemiyoru

Ertuğrul Özkök. AK Parti iktidara geldiğinde ilk başta söyle düşünüldü. “Bunlar nasıl olsa bir süre sonra bize benzemeye başlayacaklar.” İlk önce çok şaşırdı, “Bu adamlar nereden çıktı?” diye. Biz hiç böyle adam görmedik, Avrupa’da, Almanya’da, dış dünyalarda, Amerika’da… Kim bunlar? Anadolu’nun içinden çıkan insanları bir türlü anlayamadılar. Bu adamlar nereden geldi? Bir süre sonra da kendilerine benzemiyorlardı. Tam tersine onları benzetmeye çalışıyorlardı. Türkiye’de şöyle bir mantık var: Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim, laiğim vs… En güzel yerde oturursunuz, yiyip içersiniz, kalkarsınız, bunları anlatırsınız, konuşursunuz, gerçekten Türkiye’nin gündeminden hiçbir şey bilmezsiniz, ilgilenmezsiniz de… Yurt dışından konuştuğunuz birkaç adam vardır. Bu zihniyet yıllarca Türkiye’yi yönetti; neden? Çünkü hep zayıf koalisyon hükûmetleri vardı. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller hükûmetleri, 28 Şubat’taki Erbakan hükûmeti…

AK Parti’nin siyasi fikirlerine katılıyorum anlamında bunları söylemiyorum. Bir gördüler, bunlar kim ya… Bunlar bizim yediğimiz restoranda yemek yemiyor, içtiğimiz şaraptan içmiyor. Bizim gibi abuk subuk içip içip sohbetlere katılmıyor. Bunları nasıl kandırıp yanımıza çekeceğiz? Bir süre sonra afallama başladı, o elit zihniyet dağıldı gitti…

Kendilerini ‘establishment’ diye tanımlayan birkaç tane aile… Birkaç tane aile, Türkiye hakkında fikir söylüyor. Sen kimsin kardeşim! Paranın olmasından başka ne özelliğin var senin! 60 yıl önce senin kimsen yoktu.

-Bir açıklamanızda, “Atatürk elden gidiyor, irtica geliyor, laiklik elden gidiyor gibi subjektif kavramlarla siyaset yapanlar, bunlarla halkı peşine takmaya çalışan ama özünde var olan sistemin devamını isteyenler Ergenekon’un siyasi uzantısıdır.” diyorsunuz. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Ergenekon’un avukatıyım” diyor. Siyasi uzantı sözü CHP ve Baykal’ı mı işaretliyor?

CHP, Ergenekon’un siyasi uzantısıdır diyemeyiz. Bu çok subjektif bir saptama olur. Baykal için de diyemeyiz ama alet oluyorlar diyebiliriz. Atatürkçülüğü ararken hiç CHP’ye bakmıyorum. Baykal’ın Atatürkçülüğü beni hiç ilgilendirmiyor. Bakın Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) de buna alet olabilir. 1960 ve 1980 darbelerini kim teşvik etti? 28 Şubat’ı keza… 1876’da Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı askerî öğrencilere makamından kim aldırdı? Yerleşik düzenin kimi kullanacağı hiçbir zaman belli olmaz.

Ergenekon diye bir örgüt var mı yok mu bilemiyoruz, dava devam ediyor. Bugün Ergenekon diye tarif edilen kavramın kullanıldığını söylemek mümkün. Ama aynısının finansalı da, finansal Ergenekon da var Türkiye’de. Faiz niye inmedi bugüne kadar yüzde 8’e? Ekonomi hiç mi iyi olmadı? Oldu. Çünkü 5 bin gerçek artı tüzel kişi yılda Türkiye’den 50-52 milyar dolar faiz alır. Bir kısmı yurt dışındadır, bir kısmı içeridedir. 70 milyon insan çalışır, kaymağı onlara verir. Türkiye’de ilk defa yerleşik düzenin beli kırılmaya başladı, faiz 8’e indi. Bu çok önemli. Başbakan Erdoğan bile bunun önemini olduğunu anlatamıyor. Kendini daha iyi pazarlaması lazım.

Sezar, Roma’ya, Rubikon nehrinin kenarına gelir. Ya nehri geçer, Roma’da devrim olacaktır. Ya da nehrin kenarından döner. Erdoğan Rubikon’un kenarına geldi. Ya bundan sonra Ergenekon operasyonunda daha ileri gidecek… Ya da… Operasyon bugün durdu biraz. Çünkü çok ciddi noktalara geldi. Bundan sonra karar vereceksiniz. Ya büyük başları alacaksınız… Finansal Ergenekon ile ilgili operasyonun devam etmesi gerekiyor. Bankalar ve sermaye piyasasıyla ilgili yeni düzenlemeler gerekiyor. Gerekirse konsolidasyon bile yapılabilir. Hazine bonolarının konsolide edilmesi bile düşünülebilir. Ama öyle bir yerleşik düzen var ki Türkiye’de, başbakan kellesi almış. 1960 darbesini kim yaptı bakın altına? Menderes İş Bankası ile Petrol Ofisi’ni satmaya karar veriyor Ruslara. Kelleyi alıyorlar. Arkasına bakıyorsunuz çok farklı bir yapı var. O kadar güçlüdür ki bu yerleşik düzen. Aslında Başbakan adına korkuyorum. Çok korumayla geziyormuş, az bile!

Yerleşik düzen zaman zaman orduyu kışkırtır, kullanır. Ordu bayrağı eline alır, üniversite-ordu el ele sokağa çıkar, niçin çıktığını bilmez.

-1978’de Dünya Bankası’nın, Türkiye’ye pazar ülke rolü biçtiğini, Ecevit karşı çıkınca da 12 Eylül darbesinin yapıldığını söylüyorsunuz…

Yüzde yüz, bundan eminim. 1978-80 arası Türkiye’deki kalkınma hamlesi bu askerî darbeyle kesildi. 1980’den sonra tüketen bir Türkiye ortaya çıktı. Üretme yerine, tüketen, borçlanan… Türkiye tam uluslararası sisteme bağlandı.

-Aksiyon geçtiğimiz aylarda, 12 Eylül öncesinde açıkça şartların olgunlaşmasının beklendiğini yazdı…

Kesinlikle, TSK’yı kim kullandı, provoke etti 1978-80 arasında? Olayları kim kışkırttı? Uluslararası kapital ele geçirdi Türkiye’yi 1980’den sonra. İstediği her türlü düzenlemeyi yaptırdı. 1978’de Dünya Bankası raporunu yazan da Kemal Derviş, 2001’de gönderilen de… Dünya Bankası’ndaki aynı adam. Bugün IMF ile anlaşmamak çok önemli. Benim Genelkurmay’a bir tavsiyem var. Eğer tehdit arıyorlarsa, millî güvenlik, millî ekonomik güvenlikle ilgili tehditlere bakmalı. Türkiye ne kadar borçlanır, kime ne kadar faiz öder? Ekonominin hangi kolları, hangi yabancı bankalarca; ilaç şirketleri hangi yabancı şirketlerce, Türkiye’nin üretim tesisleri kimlerce ele geçirilmiştir? Bu sermaye kime aittir? Oyakbank’ı kim satın almıştır, bunlar daha önce mayın üretmiş midir? Genelkurmay bıraksın irticayı. Türkiye’de şeriat olmaz. Türk halkı şeriat istemez. Normal, Müslüman bir halktır.

Bir yapı. Hepsinin bir sistemden nemalandığı bir yapı. 1980 ile 2009 arasında kim nasıl para kazanmış ve ne kadar büyümüş? Hangi şirket, hangi banka, hangi holding? Bu paranın kaynağı nereden gelmiş? Bizden. Türk halkının kaynakları birkaç tane aileye aktarılmış.

-Dünya Bankası, IMF, NATO ve BM… Bunlar, 11 Eylül saldırısına kadar dünyayı taşıyan sistemin dört bacağı size göre… Sistemin diyalektiğini Amerika ve Rusya oluşturuyor. Bu yapının asıl yöneticileri kim?

Dünyada suni tehdit algılaması oluşturulmuş bölgeler var. Biri de Orta Doğu’dur. Böyle bir tehdit oluşturmadan petrol fiyatını 30 dolardan 150 dolara getiremezsiniz. Bir soygun düzeni ve ülkelerde uzantıları var. Finansal ve siyasi Ergenekonlar… Bugünkü iktidar yerleşik düzenin belini kırma noktasında çok önemli adımlar attı. Çok eleştirebilirim, büyük hatalar da yaptı ama yerleşik düzenin beli kırıldı mı kırıldı. Bu faiz başka türlü 8’e inmez. Düzen buna izin vermez, çünkü Hazine bonoları onların elinde. Yüzde 80 faiz varken, 8’e razı olur mu?

-11 Eylül saldırıları bir iş kazası mı yerleşik düzen adına, içlerinde bir çatışma mı yoksa bağımsız bir olay mı?

, ABD; karşısında da büyük güç Rusya. Diyalektik vardı. 1989’da Rusya’yla birlikte diyalektik çöktü. Rusya’nın yerine yeni düşman gerekiyordu. Bulundu: Orta Doğu kaynaklı İslami terör…

-Geçici süreliğine sanırım!

Tabii. Uzun süremez. Çünkü böyle bir terör yok.

-Global ekonomik kriz de bırakılmış bir olay mı?

Ekim 2007’de krizin geleceğini yazmıştım. “Borsa 58-60 bin aralığında. Dolar 1,15’e gidiyor. Bu iş bitti, çok ciddi satış krizi geliyor. Nakit kraldır.” Sistem olgunluk noktasına gelince, petrol 150 dolar dahi olsa, marjinal bir fiyatı sistem daha yukarı götüremiyor. Bu fizik kuralıdır, entropi. Evrende tek bir istisna vardır. Sürekli genleşen evrenin kendisidir. Onun haricinde bütün sistemler doğar, olgunluk noktasına gelir ve çöker. Marjinal para finans piyasalarına aktı. Ama bir süre sonra tepe noktasına geldi, petrol 150 doları geçse dahi sistem genleşemedi. Entropi budur işte. Dolayısıyla bu bir kriz değildir, rant transferidir. Kârların cebe konması, enayilerin kandırılması gerekiyordu. Para, kârı realize edenlerin kasalarında duruyor. Para kaybolmaz. 2001’den 2007’nin kasımına kadar bütün piyasalar yukarı gitti. Bir senede kârı cebe koydular.

-Glabol yerleşik düzen mi yaptı bunu?

Evet. Türkiye’de de var mı zarar eden banka? Banka ve finansal şirketlerin kârlarına bakın.

-“Uluslararası bankalar çöktü, Türkiye’dekiler ayakta kaldı” sözleri masal mı peki?

Hepsi hikâye. Uluslararası bankalar çökmedi. Bu aslında yeni dünya düzenine geçiş adımıydı. Ulus devletlerin varlıklarını özel sektöre aktardılar. ABD 3 trilyon dolar verdi. Senato sordu, para nereye gitti? Devlet sırrı söyleyemeyiz. Belçika, yok canından 76 milyar dolar verdi. Fransa, İngiltere, Almanya…

-Bu sırada Türkiye’de ne oldu?

Türkiye çok önemli bir şey yaptı. Başbakan ne dedi, “Kimseye verilecek bir dolarımız yok.”

-Olayı gördü yani…

Gördü, holdingler, şirketler ağlamadı mı Türkiye’de yardım istiyoruz diye. Fabrikalar adamları kapı önüne koymadılar mı? Bilançolarına bakın hepsi faaliyet dışı kâr göstermiş. Türkiye bu tuzağa düşmedi.

-Askerî sınai kompleksi kim yönetiyor?

Bunları birbirine bağlayan güç paradır. Şu anda Alman ekolü ile Amerika kıtasından kaynaklanan ekoller arasında bir çatışma var. Türk donanması Alman gemisi mi, Amerikan gemisi mi alacak; 10 yılların savaşıdır bu. Donanmamızın yarısı ABD, yarısı da Alman malı. Uyumsuzdur. İki donanmamız var aslında. Güçler savaşı içinde Türkiye’deki yerleşik sistem aslında ABD’ye yakın görünse de Almanya’ya yakındır.

-Son yıllarda Türkiye’de cumhuriyet ve demokrasi eksenli derin tartışmalar yaşanmakta. Özelikle ‘cumhuriyetçiyim’ diyenler, demokrasiye niye biraz farklı bakıyorlar şimdilerde?

Atatürk yaşasaydı, yerleşik düzenin bu kadar etkin olmasına izin verir miydi? 5 bin kişiye Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün varlığının, yılda 50 milyar dolarının faiz olarak ödenmesine izin verir miydi? Vatandaşın geçmiş 10 yıllarda yok sayılmasına, dışlanmasına, Türk-İslam sentezi, Türk-İslami değerlerin dışlanmasına, diğer değerlerin merkeze oturmasına izin verir miydi? Atatürk’ü kullanıyorlar. Onların Atatürk’ü ile bizim Atatürk’ümüz farklı.

– Sizin anladığınız Atatürk’ün farkları ne?

Benim anladığım Atatürk’e göre Türkiye’de herkes tek ulusal kimlik altında çoklu kültürel kimliğini yaşayabilir. Vatandaşın bordrosundan peşin kesilen yüzde 30-40, 5 bin kişinin cebine bir yıllık faiz olarak gittiğinde bu Atatürkçülük değildir. Vatandaş dinî değerlerini yaşayamıyorsa, uç noktaya kayması ayrı, inanç özgürlüğü yoksa, başı bağlı bir bayan İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda bile okuyamıyorsa… Doktor, hemşire olur mu, kamu görevi yapar mı tartışılır. Kamu görevi yapmasına ben de karşıyım ama niye kimya mühendisi olamasın? İnanç özgürlüğü, devletin en büyük düşmanıymış gibi pompalanıyorsa sürekli, niye Mesut Yılmaz, Tansu Çiller değil de Erbakan karşı karşıya getirildi ordu ile? Kimi kontrol edemiyorlarsa şeriatçı ilan ediyorlar.

– İdeal Türk genci modeli oluşmasın diye irtica söylemlerini ortaya atmak yerleşik düzenin oyunu mu?

Türkiye’deki maşalar kendi çıkarlarını koruyorlar. Dünyadaki büyükler de Türkiye’deki maşalarını kullanarak Türkiye’nin büyük çıkarlarını engelliyorlar. Niye Suriye ile ticaret yapmayalım? İran ile 35 milyar dolar ticaret hedefliyoruz. 200 milyon dolar ticaret yapıyorduk bu ülkeyle. Rusya’yla, Hindistan’la, Çin’le neden ticaret yapmayalım? Ya bu adamların kafası boş ya da birileri önüne koyuyor metinleri. Bir medya mensubunun, yüzümüzü Batı’ya mı dönüyoruz, Doğu’ya mı dönüyoruz diye yazması… Yav, İran ile ticaret yapmak demek Humeyni rejimini alıp Ankara’ya oturtmak demek mi?

-Türkiye bölgesinde ve dünyada senaryolarda metin yazabilen bir ülke hâline mi geldi?

Geliyor.

-Yönetmen olabilir mi ileride?

Türkiye önümüzdeki 10 yılda kartlarını iyi kullanırsa, manipülatörleri temizleyebilirse, içindeki yerleşik düzeni tamamen kurutabilirse, iplerini eline alırsa, Türk ve Müslüman değerlerine sahip çıkarsa, komşularıyla barışıp onları bir şeriat yuvası olarak algılamazsa önü çok açık. Bir daha ekonomik krizlerin olması, ülkeye Kemal Derviş’lerin gönderilmesi çok zor. Türkiye artık kendi kaderini eline almış bir ülkedir.

Türkiye’nin tekrar eskiye dönmesi için yerleşik düzenin Başbakan Erdoğan’ı bir şekilde yok etmesi gerekiyor. Birkaç yolu var. Ya olayı provoke edip erken seçim yaptıracaklar. Bir araştırma yayınladılar. AK Parti yüzde 30, CHP yüzde 29. Tamamen manipülasyon. İki, orduyu hükûmete kışkırtacaklar. Üç, inanılmaz provokasyonlara imza atacaklar. Normal seçim tarihine kadar AK Parti’yi bitirip Erdoğan’ı uzaklaştıracaklar. Erdoğan’ın bir dönem daha olması lazım. Yerleşik düzene karşı verdiği cesaretli savaş sebebiyle yanındayım.

Ziyaettin Tokyay